v13.9.26 Geliştirme Notları
A`râf Sûresi
163
Cuz 9
105﴿ Ben Allâh’a karşı hak olandan başkasını söylememeye çok düşkünüm. Gerçekten de ben size Rabbinizden açık bir delil getirdim (ki o da, dilediğimde yılana dönüşebilen bir asâ ve göz kamaştıracak şekilde parlayan bembeyaz elimdir). Öyleyse İsrâîloğullarını benimle birlikte salıver (de, atalarının vatanı olan Kudüs ve havâlîsine gitsinler).” Rivâyete göre; Yûsuf (Aleyhisselâm)ın vefâtının ardından Firavun, İsrâîloğullarının boyları üzerine hâkimiyet sağlamış ve onları köle olarak kullanmaya başlamıştı. Allâh-u Te‘âlâ Mûsâ (Aleyhisselâm)ı peygamber göndererek onları bu esâretten kurtardı. Yûsuf (Aleyhisselâm)ın Mısır’a girdiği gün ile Mûsâ (Aleyhisselâm)ın Mısır’a girdiği gün arasında dört yüz sene vardı. (en-Nesefî)
106﴿(Firavun, Mûsâ (Aleyhisselâm)a:) ‘Eğer sen (iddiâ ettiğin gibi seni gönderen Rabbinden) bir mûcize getirdiysen haydi onu (meydana) getir (göreyim de doğruluğunu kabûl edeyim)! Eğer (bu dâvanda) doğru söyleyen kimselerden olduysan (bunu ispatlaman gerekir)’ dedi.”
107﴿ Bunun üzerine o (Mûsâ (Aleyhisselâm)), asâsını (değneğini yere) bıraktı da birdenbire o (değnek), (hiç şüphe götürmeyecek şekilde) apaçık, iri ve uzun bir yılan (hâlini almış)dı. İbnü Abbâs ve Süddî (Radıyallâhu Anhüm)dan rivâyete göre; Mûsâ (Aleyhisselâm) Şu‘ayb (Aleyhisselâm)dan aldığı asâsını yere bırakınca o değnek kıllı tüylü büyük bir yılana dönüştü ve iki çenesi arasını seksen arşın açarak alt çenesini yere, üst çenesini ise Firavun’un sarayının surlarının üzerine yerleştirdi. Sonra Firavun’a doğru yönelince o, korkusundan altına kaçırarak kaçmaya başladı. Daha sonra insanlar üzerine bir hamle yapınca onlar izdihamla kaçışırlarken binlercesi telef oldu. Bu durum karşısında âciz kalan Firavun: “Seni gönderen Allâh adına and veriyorum; bu yılanı al, ben sana îmân edeceğim ve İsrâîloğullarını seninle birlikte salacağım” dedi. Mûsâ (Aleyhisselâm) ona el uzatınca o yılan evvelki hâli gibi küçük bir asâya dönüşüverdi. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Hâzin, el-Âlûsî)
108﴿ Bir de elini (koynundan) çekip çıkardı ki birdenbire o(nun sağ eli), seyredenler için (âdet dışı nurlar saçarak, herkesin gözünü gayr-i ihtiyârî kendisine çeviren) bembeyaz bir şey (hâline dönüşüver)di. Rivâyete göre; Mûsâ (Aleyhisselâm) çok esmer tenli idi, sağ elini koltuğunun altına sokup çıkardığında bir mûcize eseri olarak o el gökle yer arasını aydınlatacak şekilde ve şuâları güneşin ışınlarına galebe çalacak derecede parıl parıl parlıyordu. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Hâzin, el-Âlûsî)
109﴿ Firavun’un kavminden ileri gelenler (bu mûcizeleri görünce) dedi ki: “Şüphesiz bu (Mûsâ), elbette (sihir ilminde zirveye ulaşmış) çok bilgili bir büyücüdür.
110﴿ O (Mûsâ yaptığı büyülerle) sizi (Mısır’da yerleşmiş olduğunuz) toprağınızdan çıkarmak istiyor. O hâlde (ona karşı ne tavır takınacağımız husûsunda birbirinize öneri olarak) ne emrediyorsunuz?!”
111﴿ (İstişâre sonucu Firavun’a) dediler ki: “Onu(n) ve kardeşini(n hakkındaki karârı) ertele ve (bu arada sen mâhir büyücüleri) toplaya(cak ola)n (dellâl)ları şehirler içerisinde(ki her yere) gönder(erek îlanlar yaptır).
112﴿ Onlar da sana çok bilgili (ve büyü ilminde mahâretli) olan her bir sihirbazı getirsinler.”
113﴿ (Dellâlların topladığı on binleri aşkın) o büyücüler Firavun’a geldi de: “Gerçekten de bizim için (bu iş karşılığında) elbette pek büyük bir ücret vardır (değil mi?)! Eğer ancak biz gâlip kimselerin ta kendileri olursak (bunu hak etmiş olmamız gerekir)” dediler.
114﴿ O (da): “Evet, muhakkak ki siz (gâlip gelirseniz, sâdece ücret almakla kalmayacak, üstelik benim huzûruma giriş-çıkış serbestliği husûsunda) elbette çok yakın kılınan kimselerden (kabûl edilecek)siniz” dedi.
115﴿ O (büyücülerden Mûsâ (Aleyhisselâm)ın karşısına çıkarıla)nlar (onun göstereceği mûcizeye değer vermeyip, kendilerini üstün görerek): “Ey Mûsâ! Ya senin (kendi asânı önce) bırakman ya da ancak bizim bırakanlar olmamız (bu işin başlangıcı olsun)” dediler.
116﴿ O (Mûsâ (Aleyhisselâm)): “(Ortaya koyacağınız şeyi önce) siz bırakın” dedi. Artık onlar (yanlarında bulunan civalı-boyalı halatları ve değnekleri vâdîye salıverip) bıraktıkları zaman insanların gözlerini büyülediler, böylece onları iyice korkuttular ve (büyü konusunda) çok büyük bir sihir (meydana) getirdiler.
117﴿ Böylece Biz Mûsâ’ya: “(Elindeki) asânı (ve değneğini yere) bırak” diye vahyettik. (Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm) değneğini yere bırakmıştı da) birdenbire o, onların uydurmakta oldukları (aslı astarı olmayan) şeyleri (yakalayıp) yutuveriyordu.
118﴿ Artık hak iyice belirdi ve onların sürekli yapmakta oldukları (hokkabazlık ve göz bağcılık gibi) şeyler(in) bâtıl oldu(ğu açığa çıktı).
119﴿ İşte sana! O (Firavun ve hânedânından ola)nlar orada (Allâh-u Te‘âlâ tarafından) yenik düşürüldüler ve küçük düşen kimselere döndüler /zelîl kimseler hâlinde (yurtlarına geri) döndüler/.
120﴿ Büyücüler ise (gördükleri büyük kudret karşısında kendilerine mâlik olamayıp, biri kendilerini itmişçesine) secde edenler hâlinde (yere) atıldı(lar).
سُورَةُ الْاَعْرَافِ
الجزء ٩
١٦٣
حَق۪يقٌ عَلٰٓى اَنْ لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿١٠٥
قَالَ اِنْ كُنْتَ جِئْتَ بِاٰيَةٍ فَأْتِ بِهَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿١٠٦
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ﴿١٠٧
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ﴿١٠٨
قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ﴿١٠٩
يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْۚ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ﴿١١٠
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ﴿١١١
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ ﴿١١٢
وَجَٓاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُٓوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ﴿١١٣
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ﴿١١٤
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْق۪ينَ ﴿١١٥
قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ ﴿١١٦
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ ﴿١١٧
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ﴿١١٨
فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِر۪ينَۚ ﴿١١٩
وَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۚ ﴿١٢٠
A`râf Sûresi
163
Cuz 9
حَق۪يقٌ عَلٰٓى اَنْ لَٓا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِيَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿١٠٥
105﴿ Ben Allâh’a karşı hak olandan başkasını söylememeye çok düşkünüm. Gerçekten de ben size Rabbinizden açık bir delil getirdim (ki o da, dilediğimde yılana dönüşebilen bir asâ ve göz kamaştıracak şekilde parlayan bembeyaz elimdir). Öyleyse İsrâîloğullarını benimle birlikte salıver (de, atalarının vatanı olan Kudüs ve havâlîsine gitsinler).” Rivâyete göre; Yûsuf (Aleyhisselâm)ın vefâtının ardından Firavun, İsrâîloğullarının boyları üzerine hâkimiyet sağlamış ve onları köle olarak kullanmaya başlamıştı. Allâh-u Te‘âlâ Mûsâ (Aleyhisselâm)ı peygamber göndererek onları bu esâretten kurtardı. Yûsuf (Aleyhisselâm)ın Mısır’a girdiği gün ile Mûsâ (Aleyhisselâm)ın Mısır’a girdiği gün arasında dört yüz sene vardı. (en-Nesefî)
قَالَ اِنْ كُنْتَ جِئْتَ بِاٰيَةٍ فَأْتِ بِهَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿١٠٦
106﴿(Firavun, Mûsâ (Aleyhisselâm)a:) ‘Eğer sen (iddiâ ettiğin gibi seni gönderen Rabbinden) bir mûcize getirdiysen haydi onu (meydana) getir (göreyim de doğruluğunu kabûl edeyim)! Eğer (bu dâvanda) doğru söyleyen kimselerden olduysan (bunu ispatlaman gerekir)’ dedi.”
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ﴿١٠٧
107﴿ Bunun üzerine o (Mûsâ (Aleyhisselâm)), asâsını (değneğini yere) bıraktı da birdenbire o (değnek), (hiç şüphe götürmeyecek şekilde) apaçık, iri ve uzun bir yılan (hâlini almış)dı. İbnü Abbâs ve Süddî (Radıyallâhu Anhüm)dan rivâyete göre; Mûsâ (Aleyhisselâm) Şu‘ayb (Aleyhisselâm)dan aldığı asâsını yere bırakınca o değnek kıllı tüylü büyük bir yılana dönüştü ve iki çenesi arasını seksen arşın açarak alt çenesini yere, üst çenesini ise Firavun’un sarayının surlarının üzerine yerleştirdi. Sonra Firavun’a doğru yönelince o, korkusundan altına kaçırarak kaçmaya başladı. Daha sonra insanlar üzerine bir hamle yapınca onlar izdihamla kaçışırlarken binlercesi telef oldu. Bu durum karşısında âciz kalan Firavun: “Seni gönderen Allâh adına and veriyorum; bu yılanı al, ben sana îmân edeceğim ve İsrâîloğullarını seninle birlikte salacağım” dedi. Mûsâ (Aleyhisselâm) ona el uzatınca o yılan evvelki hâli gibi küçük bir asâya dönüşüverdi. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Hâzin, el-Âlûsî)
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ﴿١٠٨
108﴿ Bir de elini (koynundan) çekip çıkardı ki birdenbire o(nun sağ eli), seyredenler için (âdet dışı nurlar saçarak, herkesin gözünü gayr-i ihtiyârî kendisine çeviren) bembeyaz bir şey (hâline dönüşüver)di. Rivâyete göre; Mûsâ (Aleyhisselâm) çok esmer tenli idi, sağ elini koltuğunun altına sokup çıkardığında bir mûcize eseri olarak o el gökle yer arasını aydınlatacak şekilde ve şuâları güneşin ışınlarına galebe çalacak derecede parıl parıl parlıyordu. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Hâzin, el-Âlûsî)
قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ﴿١٠٩
109﴿ Firavun’un kavminden ileri gelenler (bu mûcizeleri görünce) dedi ki: “Şüphesiz bu (Mûsâ), elbette (sihir ilminde zirveye ulaşmış) çok bilgili bir büyücüdür.
يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْۚ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ﴿١١٠
110﴿ O (Mûsâ yaptığı büyülerle) sizi (Mısır’da yerleşmiş olduğunuz) toprağınızdan çıkarmak istiyor. O hâlde (ona karşı ne tavır takınacağımız husûsunda birbirinize öneri olarak) ne emrediyorsunuz?!”
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ﴿١١١
111﴿ (İstişâre sonucu Firavun’a) dediler ki: “Onu(n) ve kardeşini(n hakkındaki karârı) ertele ve (bu arada sen mâhir büyücüleri) toplaya(cak ola)n (dellâl)ları şehirler içerisinde(ki her yere) gönder(erek îlanlar yaptır).
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ ﴿١١٢
112﴿ Onlar da sana çok bilgili (ve büyü ilminde mahâretli) olan her bir sihirbazı getirsinler.”
وَجَٓاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُٓوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ﴿١١٣
113﴿ (Dellâlların topladığı on binleri aşkın) o büyücüler Firavun’a geldi de: “Gerçekten de bizim için (bu iş karşılığında) elbette pek büyük bir ücret vardır (değil mi?)! Eğer ancak biz gâlip kimselerin ta kendileri olursak (bunu hak etmiş olmamız gerekir)” dediler.
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ﴿١١٤
114﴿ O (da): “Evet, muhakkak ki siz (gâlip gelirseniz, sâdece ücret almakla kalmayacak, üstelik benim huzûruma giriş-çıkış serbestliği husûsunda) elbette çok yakın kılınan kimselerden (kabûl edilecek)siniz” dedi.
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْق۪ينَ ﴿١١٥
115﴿ O (büyücülerden Mûsâ (Aleyhisselâm)ın karşısına çıkarıla)nlar (onun göstereceği mûcizeye değer vermeyip, kendilerini üstün görerek): “Ey Mûsâ! Ya senin (kendi asânı önce) bırakman ya da ancak bizim bırakanlar olmamız (bu işin başlangıcı olsun)” dediler.
قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ ﴿١١٦
116﴿ O (Mûsâ (Aleyhisselâm)): “(Ortaya koyacağınız şeyi önce) siz bırakın” dedi. Artık onlar (yanlarında bulunan civalı-boyalı halatları ve değnekleri vâdîye salıverip) bıraktıkları zaman insanların gözlerini büyülediler, böylece onları iyice korkuttular ve (büyü konusunda) çok büyük bir sihir (meydana) getirdiler.
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ ﴿١١٧
117﴿ Böylece Biz Mûsâ’ya: “(Elindeki) asânı (ve değneğini yere) bırak” diye vahyettik. (Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm) değneğini yere bırakmıştı da) birdenbire o, onların uydurmakta oldukları (aslı astarı olmayan) şeyleri (yakalayıp) yutuveriyordu.
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ﴿١١٨
118﴿ Artık hak iyice belirdi ve onların sürekli yapmakta oldukları (hokkabazlık ve göz bağcılık gibi) şeyler(in) bâtıl oldu(ğu açığa çıktı).
فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِر۪ينَۚ ﴿١١٩
119﴿ İşte sana! O (Firavun ve hânedânından ola)nlar orada (Allâh-u Te‘âlâ tarafından) yenik düşürüldüler ve küçük düşen kimselere döndüler /zelîl kimseler hâlinde (yurtlarına geri) döndüler/.
وَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۚ ﴿١٢٠
120﴿ Büyücüler ise (gördükleri büyük kudret karşısında kendilerine mâlik olamayıp, biri kendilerini itmişçesine) secde edenler hâlinde (yere) atıldı(lar).