v13.9.26 Geliştirme Notları
Âl-i İmrân Sûresi
73
Cuz 4
181﴿ Andolsun; Allâh kesinlikle o (Yahûdî) kimselerin sözünü işitmiştir ki onlar: “Şüphesiz Allâh fakirdir, bizlerse zenginleriz” demişlerdi. Söylemiş oldukları o şeyi de, hak(ka dayalı meşrû bir gerekçesi) olmay(ıp kendilerince de zulüm sayıl)an bir şey(i bahâne edici olmaları) sebebiyle (bâzı) peygamberleri öldürmelerini de (unutmayıp, hesâbını sormak üzere amel defterlerine) muhakkak yazacağız ve (onlara): “Tadın (bakalım) o yakıcı azâbı” buyuracağız. Siyer ve tefsîr ehli ulemâsının nakilleri vechile; bir kere Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh) Yahûdîlerin dershânesine girdiğinde, Finhâs isimli bir hahamın başına toplandıklarını görmüş ve ona: “Yazık sana! Ey Finhâs! Allâh’tan kork ve Müslüman ol. Vallâhi sen Muhammed’in, Tevrât’ta bahsedilen peygamber olduğunu bilmektesin” demişti ki Finhâs: “Ey Ebû Bekr! Vallâhi bizim Allâh’a ihtiyâcımız yoktur, aksine O bize muhtaçtır. O’nun bize yalvardığı kadar biz O’na yalvarmıyoruz. Biz O’ndan daha zenginiz, eğer O bize muhtaç olmasaydı, sizin adamınızın sandığı gibi bizden ödünç istemezdi. Ayrıca O size fâizi yasaklarken bize fâiz teklif ediyor. Zengin olan fâiz verir mi?” deyince, Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh) hiddetlenerek onun suratına şiddetli bir tokat indirdi ve: “Ey Allâh düşmanı! Aramızda antlaşma olmasaydı, yemîn olsun ki; senin boynunu vururdum” dedi. Bunun üzerine Finhâs, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e gidip Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)dan şikâyetlenince, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onu çağırtıp niçin böyle yaptığını sordu. O: “Yâ Rasûlellâh! Çok büyük bir laf etti, ben de Allâh için kızıp tokatı yapıştırdım” deyince Finhâs söylediği lafı inkâr etti. Bunun üzerine Allâh-u Te‘âlâ, Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)ı tasdik mâhiyetinde bu âyeti indirdi. (İbnü İshâk, es-Sîre, 1/558-559; et-Taberî, et-Tefsîr, 6/278; İbnü Ebî Hâtim, et-Tefsîr, rakam:4589, 3/828-829)
182﴿ (Ey azâbı hak eden Yahûdî!) İşte sana! Bu (azap), ellerinizin (evvelce işleyip) takdim ettiği (kâfirlik ve peygamberleri öldürmek gibi kötü) şeyler nedeniyledir, bir de şüphesiz ki Allâh kullara (haksız yere cezâ vererek) azıcık dahî zulmedici değildir. (Dolayısıyla bu azap bir zulüm eseri olmayıp, tamâmen adâlet gereğidir.)
183﴿ (Allâh-u Te‘âlâ hakkında bu şekil yakışıksız sözler sarf eden Yahûdîler) o (Kâ‘b ibnü Eşref ve Mâlik ibnü Sayf gibi) kimseler(dir) ki: “Şüphesiz Allâh (gökten inen) o ateşin (yakıp kül ederek) kendisini yiyeceği bir kurbanı bize getirinceye kadar hiçbir rasûle îmân etmememizi (Tevrât’ta) bize emretti” demişlerdir. (Habîbim!) De ki: “Benden önce nice rasüller (bu kurban hâricinde nice) apaçık delilleri de, (özellikle kurban mûcizesiyle ilgili) söylemiş olduğunuz şeyi de muhakkak size getirmişti. Peki ya niçin onları öldürmüştünüz?! Eğer siz (‘Biz bu mûcizeyi görmediğimiz için sana inanmıyoruz’ derken, bu sözünüzde) doğru söyleyen kimseler olduysanız (size o kurbanı getiren peygamberlere neden îmân etmediniz?!).”
184﴿ (Habîbim!) Eğer o (Yahûdî ve müşrik ola)nlar seni yalanladılarsa, (bu seni tedirgin etmesin, zîrâ) gerçekten senden önce de nice değerli rasüller yalancı sayılmıştı ki onlar (ümmetlerine) apaçık mûcizeleri de, (İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın sahîfeleri gibi hüküm ihtivâ etmeyip sâdece vaaz-u nasîhat içeren) o sahîfeleri de, (şerîat hükümlerini açıklayan) nurlandırıcı /nurlu/ kitapları da getirmişlerdi.
185﴿ Her (can taşıyan) nefis ölümü tadıcıdır. (Ölüm sonrası ise inkârcılar karşılıksız kalmayacaktır. Bâzıları bir zaman için dünyâda yaptıklarının yanlarına kâr kaldığını zannetse de, iyi-kötü tüm yaptıklarınıza verilecek) mükâfatlarınız ise size ancak (kabirlerinizden kalkacağınız) kıyâmet günü tamâmıyla ödenecektir. İşte (o zaman) her kim o (cehennem) ateş(in)den uzaklaştırılır da cennete girdirilirse, muhakkak ki o kişi (umduğuna ulaşıp, korktuğundan emin olarak) kurtulmuştur. Zâten o en alçak (dünyâ) hayât(ının lezzet ve yaldızları) ancak aldatmanın ta kendisi olan bir metâ‘ (ve geçici bir faydalanma)dır.
186﴿ Andolsun ki; gerçekten mallarınız ve canlarınız husûsunda mutlaka imtihan olunacaksınız. (Allâh-u Te‘âlâ sizi maddî musîbetlere uğratarak ve Kendi yolunda harcama teklifleriyle muhâtap kılarak ayrıca cihâda çıkma, öldürülme, esir alınma ve yaralanma gibi tehlikelere mâruz bırakarak, imtihan eden birinin yaptığı muâmeleye tâbi tutacaktır ki, bu sâyede hak üzere sebât edip etmeyeceğiniz herkes nezdinde açığa çıkacaktır.) Yemîn olsun ki; sizden önce kendilerine kitap verilmiş o (Yahûdî ve Hristiyan) kimselerden ve o şirk koşmuş olanlardan (peygamberinizi tenkit, İslâm’ı lekeleme, kâfirleri size karşı kışkırtma ve inanacak kişileri engelleme gibi) birçok eziyet (veren sözler)i kesinlikle duyacaksınız. Ama eğer (onların eziyetlerine) sabrederseniz ve (Allâh-u Te‘âlâ’nın emirlerine karşı gelmekten hakkıyla sakınarak) takvâ sâhibi olursanız, (ey Müslüman!) İşte sana! Şüphesiz ki bu (sabır ve takvâ), azmedilmesi (ve ciddiye alınarak tatbik edilmesi) gereken işlerdendir.
سُورَةُ اٰلِ عِمْرٰنَ
الجزء ٤
٧٣
لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَٓاءُۢ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ ﴿١٨١
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ﴿١٨٢
اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿١٨٣
فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ﴿١٨٤
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ﴿١٨٥
لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ﴿١٨٦
Âl-i İmrân Sûresi
73
Cuz 4
لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَٓاءُۢ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ ﴿١٨١
181﴿ Andolsun; Allâh kesinlikle o (Yahûdî) kimselerin sözünü işitmiştir ki onlar: “Şüphesiz Allâh fakirdir, bizlerse zenginleriz” demişlerdi. Söylemiş oldukları o şeyi de, hak(ka dayalı meşrû bir gerekçesi) olmay(ıp kendilerince de zulüm sayıl)an bir şey(i bahâne edici olmaları) sebebiyle (bâzı) peygamberleri öldürmelerini de (unutmayıp, hesâbını sormak üzere amel defterlerine) muhakkak yazacağız ve (onlara): “Tadın (bakalım) o yakıcı azâbı” buyuracağız. Siyer ve tefsîr ehli ulemâsının nakilleri vechile; bir kere Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh) Yahûdîlerin dershânesine girdiğinde, Finhâs isimli bir hahamın başına toplandıklarını görmüş ve ona: “Yazık sana! Ey Finhâs! Allâh’tan kork ve Müslüman ol. Vallâhi sen Muhammed’in, Tevrât’ta bahsedilen peygamber olduğunu bilmektesin” demişti ki Finhâs: “Ey Ebû Bekr! Vallâhi bizim Allâh’a ihtiyâcımız yoktur, aksine O bize muhtaçtır. O’nun bize yalvardığı kadar biz O’na yalvarmıyoruz. Biz O’ndan daha zenginiz, eğer O bize muhtaç olmasaydı, sizin adamınızın sandığı gibi bizden ödünç istemezdi. Ayrıca O size fâizi yasaklarken bize fâiz teklif ediyor. Zengin olan fâiz verir mi?” deyince, Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh) hiddetlenerek onun suratına şiddetli bir tokat indirdi ve: “Ey Allâh düşmanı! Aramızda antlaşma olmasaydı, yemîn olsun ki; senin boynunu vururdum” dedi. Bunun üzerine Finhâs, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e gidip Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)dan şikâyetlenince, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onu çağırtıp niçin böyle yaptığını sordu. O: “Yâ Rasûlellâh! Çok büyük bir laf etti, ben de Allâh için kızıp tokatı yapıştırdım” deyince Finhâs söylediği lafı inkâr etti. Bunun üzerine Allâh-u Te‘âlâ, Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)ı tasdik mâhiyetinde bu âyeti indirdi. (İbnü İshâk, es-Sîre, 1/558-559; et-Taberî, et-Tefsîr, 6/278; İbnü Ebî Hâtim, et-Tefsîr, rakam:4589, 3/828-829)
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ﴿١٨٢
182﴿ (Ey azâbı hak eden Yahûdî!) İşte sana! Bu (azap), ellerinizin (evvelce işleyip) takdim ettiği (kâfirlik ve peygamberleri öldürmek gibi kötü) şeyler nedeniyledir, bir de şüphesiz ki Allâh kullara (haksız yere cezâ vererek) azıcık dahî zulmedici değildir. (Dolayısıyla bu azap bir zulüm eseri olmayıp, tamâmen adâlet gereğidir.)
اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿١٨٣
183﴿ (Allâh-u Te‘âlâ hakkında bu şekil yakışıksız sözler sarf eden Yahûdîler) o (Kâ‘b ibnü Eşref ve Mâlik ibnü Sayf gibi) kimseler(dir) ki: “Şüphesiz Allâh (gökten inen) o ateşin (yakıp kül ederek) kendisini yiyeceği bir kurbanı bize getirinceye kadar hiçbir rasûle îmân etmememizi (Tevrât’ta) bize emretti” demişlerdir. (Habîbim!) De ki: “Benden önce nice rasüller (bu kurban hâricinde nice) apaçık delilleri de, (özellikle kurban mûcizesiyle ilgili) söylemiş olduğunuz şeyi de muhakkak size getirmişti. Peki ya niçin onları öldürmüştünüz?! Eğer siz (‘Biz bu mûcizeyi görmediğimiz için sana inanmıyoruz’ derken, bu sözünüzde) doğru söyleyen kimseler olduysanız (size o kurbanı getiren peygamberlere neden îmân etmediniz?!).”
فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ﴿١٨٤
184﴿ (Habîbim!) Eğer o (Yahûdî ve müşrik ola)nlar seni yalanladılarsa, (bu seni tedirgin etmesin, zîrâ) gerçekten senden önce de nice değerli rasüller yalancı sayılmıştı ki onlar (ümmetlerine) apaçık mûcizeleri de, (İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın sahîfeleri gibi hüküm ihtivâ etmeyip sâdece vaaz-u nasîhat içeren) o sahîfeleri de, (şerîat hükümlerini açıklayan) nurlandırıcı /nurlu/ kitapları da getirmişlerdi.
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ﴿١٨٥
185﴿ Her (can taşıyan) nefis ölümü tadıcıdır. (Ölüm sonrası ise inkârcılar karşılıksız kalmayacaktır. Bâzıları bir zaman için dünyâda yaptıklarının yanlarına kâr kaldığını zannetse de, iyi-kötü tüm yaptıklarınıza verilecek) mükâfatlarınız ise size ancak (kabirlerinizden kalkacağınız) kıyâmet günü tamâmıyla ödenecektir. İşte (o zaman) her kim o (cehennem) ateş(in)den uzaklaştırılır da cennete girdirilirse, muhakkak ki o kişi (umduğuna ulaşıp, korktuğundan emin olarak) kurtulmuştur. Zâten o en alçak (dünyâ) hayât(ının lezzet ve yaldızları) ancak aldatmanın ta kendisi olan bir metâ‘ (ve geçici bir faydalanma)dır.
لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ﴿١٨٦
186﴿ Andolsun ki; gerçekten mallarınız ve canlarınız husûsunda mutlaka imtihan olunacaksınız. (Allâh-u Te‘âlâ sizi maddî musîbetlere uğratarak ve Kendi yolunda harcama teklifleriyle muhâtap kılarak ayrıca cihâda çıkma, öldürülme, esir alınma ve yaralanma gibi tehlikelere mâruz bırakarak, imtihan eden birinin yaptığı muâmeleye tâbi tutacaktır ki, bu sâyede hak üzere sebât edip etmeyeceğiniz herkes nezdinde açığa çıkacaktır.) Yemîn olsun ki; sizden önce kendilerine kitap verilmiş o (Yahûdî ve Hristiyan) kimselerden ve o şirk koşmuş olanlardan (peygamberinizi tenkit, İslâm’ı lekeleme, kâfirleri size karşı kışkırtma ve inanacak kişileri engelleme gibi) birçok eziyet (veren sözler)i kesinlikle duyacaksınız. Ama eğer (onların eziyetlerine) sabrederseniz ve (Allâh-u Te‘âlâ’nın emirlerine karşı gelmekten hakkıyla sakınarak) takvâ sâhibi olursanız, (ey Müslüman!) İşte sana! Şüphesiz ki bu (sabır ve takvâ), azmedilmesi (ve ciddiye alınarak tatbik edilmesi) gereken işlerdendir.