v13.9.26 Geliştirme Notları
Bakara Sûresi
47
Cuz 3
282﴿ Ey îmân etmiş olan kimseler! Adı konmuş bir süreye kadar bir borçla birbirinize borçlandığınızda (çekişmeye yol açmayıp daha güvenli olsun diye) onu hemen yazın. (Güvenilir) bir kâtip de aranızda (eksik-fazla yapmadan) adâletle yazsın. Yazabilen hiçbir kimse Allâh’ın kendisine (okuma yazma) öğretmiş olduğu gibi (doğru dürüst) yazmaktan çekinmesin de hemen yazsın. Üzerinde o (aldığı borçtan dolayı ödemesi gerekli) hak bulunan kimse ise (borcunu ikrâr etmek üzere) yazdırsın ve Rabbi olan Allâh’tan hakkıyla sakınsın da, o (borcu)ndan hiçbir şeyi eksiltmesin (ve ödemesi lâzım olan borcu gizlemesin). Ama üstünde hak bulunan (borçlu) kimse, (aklı kıt ya da beyinsiz) bir sefih veyâ (küçük çocuk ve bunamış ihtiyar gibi) bir zayıf olursa yâhut (dilsizlik ve lisan bilmezlik yüzünden) kendisi yazdırmaya güç bulamazsa, o zaman (kayyım, vekil ve mütercim gibi yerine iş görecek) velîsi adâletle yazdırsın. Ayrıca (aranızda cereyân eden bu borçlanmaya, Müslüman, hür ve bülûğa ermiş) erkeklerinizden iki şâhidin şâhitlik yapmasını talep edin. Ama (orada şâhitlik için bulunan) o ikisi iki erkek olmazlarsa, (şâhitliklerine) rızâ göstermekte olduğunuz şâhitlerden bir erkek ve iki kadın (şâhitlikte bulunsun) ki ikisinden biri (unutma gibi herhangi bir nedenle) şaşarsa, onlardan biri diğerine hatırlatsın. Şâhit(lik yapabilecek kimse)ler de çağırıldıkları zaman (bu vazîfeden) kaçınmasın. Küçük olsun, büyük olsun o (borçlunun zimmetinde sâbit kalacak borcu)nu (borçlunun ikrâr, alacaklının da kabûl ettiği) müddetine kadar (tüm ayrıntıları belirtip) yazmaktan da yorulmayın. (Ey Müslümanlar!) İşte size! Bu (şekilde yazışmanız), Allâh katında daha adâletli, şâhitlik (icrâsı) için daha sağlam ve şüphe etmemenize daha yakın (bir uygulama)dır. Ama o (muâmeleniz) kendisini aranızda (elden ele döndürerek) devretmekte olduğunuz peşin bir ticâret olursa (onun durumu, yazışma hükmünden) müstesnâ(dır). O zaman bunu yazmamanızda üzerinize hiçbir günah olmadı. Bir de siz alım-satım yaptığınız zaman şâhit tutun. Hiçbir kâtip zarara uğratmasın, hiçbir şâhit de (çağırıldıklarında gitmeyerek yâhut gittiklerinde şâhitliği değiştirerek veyâ eksik-fazla yaparak insanlara zarar verici) olmasın. /(Vazîfelerini yapmalarına engel olunarak, önemli işleri geri bırakılarak yâhut masrafa sokularak) hiçbir kâtip zarara uğratılmasın, hiçbir şâhit de (zarara uğratılmış) olmasın./ Ama (böyle) yaparsanız şüphesiz ki o, sizi alâkadar eden bir fâsıklıktır (zîrâ bu şekilde Allâh’ın tâatından çıkışınızın zararı ancak size dokunacaktır). Allâh(ın emir ve yasaklarına isyan)dan da hakkıyla sakının! Allâh da size (dünyâ ve âhiretle ilgili kârlarınızı böylece) öğretiyor. Zâten Allâh (kullarının menfaatleri dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen ve karşılıklarını verecek olan) bir Alîm’dir. Bu âyet-i kerîme, insan haklarından biri olan malın korunmasıyla ilgili çok önemli bir mevzûun kaynağını teşkil etmektedir ki bu; sözlerin unutulması ve mal gibi hassas konuda insanların inkâra kalkışması veyâ ânî ölümler netîcesinde alacaklıların mağdur edilmesi gibi zararları ortadan kaldırmak için, yazma, yazdırma ve şâhit tutma gibi günümüze kadar devâm eden, hattâ söze güven müessesesi tamâmen zedelendiğinden bu gün daha ziyâde önem arz eden birtakım kuralları ihtivâ etmektedir. Allâh-u Te‘âlâ tarafından indirilen dîne değil de kendi uydurduklarına inanan bâzı dinsizler âyet-i kerîmede geçen: “İki kadının şâhitliğinin bir erkeğe denk kılınması” konusunu kadınlara bir hakāret şeklinde değerlendirerek: “O zaman kadınlar okuma-yazma bilmediğinden dolayı hüküm böyle idiyse de, bugünün kültürlü kadınlarının her biri bir erkeğe denktir” gibi hezeyanlar savurmaktadır. Hâlbuki sahabe-i kirâm gibi en üst tabakanın dahî kendilerine mürâcaat ettiği Âişe (Radıyallâhu Anhâ) misâli ictihad mertebesine ulaşmış kadınların mevcut olduğu asr-ı saâdette geçerli olan bir hükmün, bugün değiştiğini söyleyebilmek; kulun Allâh’ın hükmünü değiştirmeye kalkışması anlamı taşıyacağından, ayrıca kıyâmete kadar bâkî olan son şerîatın hükümlerinin, dünyânın sonuna kadar gelecek insanların durumları ve kültür seviyeleri nazar-ı îtibâra alınmadan vaz edilmiş olduğu, dolayısıyla Kur’ân’ın hükümlerinin tartışmaya elverişli bulunduğunu iddiâ etme mânâsına geleceğinden, insanı dinden çıkaran büyük bir hezeyandır. Aslında bu âyet-i kerîmede kadınlar aşağılanmamış, bilakis yaratılışları gereği taşıdıkları; utangaçlık, hassâsiyet, çabuk etkilenme, unutkanlık, erkeklere nispetle anlayış ve direnme gücünün zâfiyeti gibi birtakım vasıflar, Hakîm ve Rahîm olan Allâh-u Te‘âlâ tarafından nazar-ı îtibâra alınarak kendileri esirgenmiş, örtünmelerinin ve erkeklerden sakınmalarının gerekliliği de göz önünde bulundurularak, şâhitlik gibi resmî ve umûma açık mevzûlarda birbirleriyle takviye edilmeleri münâsip görülmüştür. Bir de “Mal canın yongasıdır” kelâmı fehvâsınca; mallarının ellerinden çıkmasını istemeyerek hakları inkâra veyâ gizlemeye çalışanların, şâhitlere saldırarak veyâ tehdit ederek onları zor duruma sokacakları göz ardı edilmemelidir ki, bu durumda bir kadını yalnız bırakıp hedef hâline getirmek ona acımakla bağdaşmaz. Herhangi bir kadının, hâfıza ve direniş bakımından güçlü olabileceği farzedilse bile bu durum, hükmün genele göre tâyin edilmesine mâni teşkil etmez ve o kadının bu hükümden hâriç olup tek başına yeterli olacağı anlamına gelmez. Bu hükme îtirâz etmek, her şeyin gerçek yüzünü bilme, değer takdiri, acıma ve esirgeme gibi konularda tüm varlıkların yaratıcısı olan Allâh-u Te‘âlâ’dan ileri geçme anlamına gelir ki, zerre kadar îmânı olan bir kimse bu mânâdaki sözleri değil telaffuz etmek aklından dahî geçiremez. Yine bu hikmetten dolayıdır ki; Allâh-u Te‘âlâ had cezâları ve kısas gibi tehlikeli konularda kadınların şâhitliğini tümden geçersiz sayarak onlara acımış ve onları cezâya çarptırılan kimseler tarafından saldırıya uğramaktan korumayı hedeflemiştir. (en-Nesefî, Medârikü’t-Tenzîl, 1/228; el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 3/493)
سُورَةُ الْبَقَرَةِ
الجزء ٣
٤٧
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُۜ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِۖ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْۚ وَلْيُمْلِلِ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔاۜ فَاِنْ كَانَ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَف۪يهًا اَوْ ضَع۪يفًا اَوْ لَا يَسْتَط۪يعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِۜ وَاسْتَشْهِدُوا شَه۪يدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْۚ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَٓاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰيهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰيهُمَا الْاُخْرٰىۜ وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَٓاءُ اِذَا مَا دُعُواۜ وَلَا تَسْـَٔمُٓوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغ۪يرًا اَوْ كَب۪يرًا اِلٰٓى اَجَلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰٓى اَلَّا تَرْتَابُٓوا اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُد۪يرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَاۜ وَاَشْهِدُٓوا اِذَا تَبَايَعْتُمْۖ وَلَا يُضَٓارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَه۪يدٌۜ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ﴿٢٨٢
Bakara Sûresi
47
Cuz 3
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُۜ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِۖ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْۚ وَلْيُمْلِلِ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔاۜ فَاِنْ كَانَ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَف۪يهًا اَوْ ضَع۪يفًا اَوْ لَا يَسْتَط۪يعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِۜ وَاسْتَشْهِدُوا شَه۪يدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْۚ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَٓاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰيهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰيهُمَا الْاُخْرٰىۜ وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَٓاءُ اِذَا مَا دُعُواۜ وَلَا تَسْـَٔمُٓوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغ۪يرًا اَوْ كَب۪يرًا اِلٰٓى اَجَلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰٓى اَلَّا تَرْتَابُٓوا اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُد۪يرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَاۜ وَاَشْهِدُٓوا اِذَا تَبَايَعْتُمْۖ وَلَا يُضَٓارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَه۪يدٌۜ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ﴿٢٨٢
282﴿ Ey îmân etmiş olan kimseler! Adı konmuş bir süreye kadar bir borçla birbirinize borçlandığınızda (çekişmeye yol açmayıp daha güvenli olsun diye) onu hemen yazın. (Güvenilir) bir kâtip de aranızda (eksik-fazla yapmadan) adâletle yazsın. Yazabilen hiçbir kimse Allâh’ın kendisine (okuma yazma) öğretmiş olduğu gibi (doğru dürüst) yazmaktan çekinmesin de hemen yazsın. Üzerinde o (aldığı borçtan dolayı ödemesi gerekli) hak bulunan kimse ise (borcunu ikrâr etmek üzere) yazdırsın ve Rabbi olan Allâh’tan hakkıyla sakınsın da, o (borcu)ndan hiçbir şeyi eksiltmesin (ve ödemesi lâzım olan borcu gizlemesin). Ama üstünde hak bulunan (borçlu) kimse, (aklı kıt ya da beyinsiz) bir sefih veyâ (küçük çocuk ve bunamış ihtiyar gibi) bir zayıf olursa yâhut (dilsizlik ve lisan bilmezlik yüzünden) kendisi yazdırmaya güç bulamazsa, o zaman (kayyım, vekil ve mütercim gibi yerine iş görecek) velîsi adâletle yazdırsın. Ayrıca (aranızda cereyân eden bu borçlanmaya, Müslüman, hür ve bülûğa ermiş) erkeklerinizden iki şâhidin şâhitlik yapmasını talep edin. Ama (orada şâhitlik için bulunan) o ikisi iki erkek olmazlarsa, (şâhitliklerine) rızâ göstermekte olduğunuz şâhitlerden bir erkek ve iki kadın (şâhitlikte bulunsun) ki ikisinden biri (unutma gibi herhangi bir nedenle) şaşarsa, onlardan biri diğerine hatırlatsın. Şâhit(lik yapabilecek kimse)ler de çağırıldıkları zaman (bu vazîfeden) kaçınmasın. Küçük olsun, büyük olsun o (borçlunun zimmetinde sâbit kalacak borcu)nu (borçlunun ikrâr, alacaklının da kabûl ettiği) müddetine kadar (tüm ayrıntıları belirtip) yazmaktan da yorulmayın. (Ey Müslümanlar!) İşte size! Bu (şekilde yazışmanız), Allâh katında daha adâletli, şâhitlik (icrâsı) için daha sağlam ve şüphe etmemenize daha yakın (bir uygulama)dır. Ama o (muâmeleniz) kendisini aranızda (elden ele döndürerek) devretmekte olduğunuz peşin bir ticâret olursa (onun durumu, yazışma hükmünden) müstesnâ(dır). O zaman bunu yazmamanızda üzerinize hiçbir günah olmadı. Bir de siz alım-satım yaptığınız zaman şâhit tutun. Hiçbir kâtip zarara uğratmasın, hiçbir şâhit de (çağırıldıklarında gitmeyerek yâhut gittiklerinde şâhitliği değiştirerek veyâ eksik-fazla yaparak insanlara zarar verici) olmasın. /(Vazîfelerini yapmalarına engel olunarak, önemli işleri geri bırakılarak yâhut masrafa sokularak) hiçbir kâtip zarara uğratılmasın, hiçbir şâhit de (zarara uğratılmış) olmasın./ Ama (böyle) yaparsanız şüphesiz ki o, sizi alâkadar eden bir fâsıklıktır (zîrâ bu şekilde Allâh’ın tâatından çıkışınızın zararı ancak size dokunacaktır). Allâh(ın emir ve yasaklarına isyan)dan da hakkıyla sakının! Allâh da size (dünyâ ve âhiretle ilgili kârlarınızı böylece) öğretiyor. Zâten Allâh (kullarının menfaatleri dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen ve karşılıklarını verecek olan) bir Alîm’dir. Bu âyet-i kerîme, insan haklarından biri olan malın korunmasıyla ilgili çok önemli bir mevzûun kaynağını teşkil etmektedir ki bu; sözlerin unutulması ve mal gibi hassas konuda insanların inkâra kalkışması veyâ ânî ölümler netîcesinde alacaklıların mağdur edilmesi gibi zararları ortadan kaldırmak için, yazma, yazdırma ve şâhit tutma gibi günümüze kadar devâm eden, hattâ söze güven müessesesi tamâmen zedelendiğinden bu gün daha ziyâde önem arz eden birtakım kuralları ihtivâ etmektedir. Allâh-u Te‘âlâ tarafından indirilen dîne değil de kendi uydurduklarına inanan bâzı dinsizler âyet-i kerîmede geçen: “İki kadının şâhitliğinin bir erkeğe denk kılınması” konusunu kadınlara bir hakāret şeklinde değerlendirerek: “O zaman kadınlar okuma-yazma bilmediğinden dolayı hüküm böyle idiyse de, bugünün kültürlü kadınlarının her biri bir erkeğe denktir” gibi hezeyanlar savurmaktadır. Hâlbuki sahabe-i kirâm gibi en üst tabakanın dahî kendilerine mürâcaat ettiği Âişe (Radıyallâhu Anhâ) misâli ictihad mertebesine ulaşmış kadınların mevcut olduğu asr-ı saâdette geçerli olan bir hükmün, bugün değiştiğini söyleyebilmek; kulun Allâh’ın hükmünü değiştirmeye kalkışması anlamı taşıyacağından, ayrıca kıyâmete kadar bâkî olan son şerîatın hükümlerinin, dünyânın sonuna kadar gelecek insanların durumları ve kültür seviyeleri nazar-ı îtibâra alınmadan vaz edilmiş olduğu, dolayısıyla Kur’ân’ın hükümlerinin tartışmaya elverişli bulunduğunu iddiâ etme mânâsına geleceğinden, insanı dinden çıkaran büyük bir hezeyandır. Aslında bu âyet-i kerîmede kadınlar aşağılanmamış, bilakis yaratılışları gereği taşıdıkları; utangaçlık, hassâsiyet, çabuk etkilenme, unutkanlık, erkeklere nispetle anlayış ve direnme gücünün zâfiyeti gibi birtakım vasıflar, Hakîm ve Rahîm olan Allâh-u Te‘âlâ tarafından nazar-ı îtibâra alınarak kendileri esirgenmiş, örtünmelerinin ve erkeklerden sakınmalarının gerekliliği de göz önünde bulundurularak, şâhitlik gibi resmî ve umûma açık mevzûlarda birbirleriyle takviye edilmeleri münâsip görülmüştür. Bir de “Mal canın yongasıdır” kelâmı fehvâsınca; mallarının ellerinden çıkmasını istemeyerek hakları inkâra veyâ gizlemeye çalışanların, şâhitlere saldırarak veyâ tehdit ederek onları zor duruma sokacakları göz ardı edilmemelidir ki, bu durumda bir kadını yalnız bırakıp hedef hâline getirmek ona acımakla bağdaşmaz. Herhangi bir kadının, hâfıza ve direniş bakımından güçlü olabileceği farzedilse bile bu durum, hükmün genele göre tâyin edilmesine mâni teşkil etmez ve o kadının bu hükümden hâriç olup tek başına yeterli olacağı anlamına gelmez. Bu hükme îtirâz etmek, her şeyin gerçek yüzünü bilme, değer takdiri, acıma ve esirgeme gibi konularda tüm varlıkların yaratıcısı olan Allâh-u Te‘âlâ’dan ileri geçme anlamına gelir ki, zerre kadar îmânı olan bir kimse bu mânâdaki sözleri değil telaffuz etmek aklından dahî geçiremez. Yine bu hikmetten dolayıdır ki; Allâh-u Te‘âlâ had cezâları ve kısas gibi tehlikeli konularda kadınların şâhitliğini tümden geçersiz sayarak onlara acımış ve onları cezâya çarptırılan kimseler tarafından saldırıya uğramaktan korumayı hedeflemiştir. (en-Nesefî, Medârikü’t-Tenzîl, 1/228; el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 3/493)