v13.9.26 Geliştirme Notları
Bakara Sûresi
12
Cuz 1
84﴿ (Ey İsrâîloğulları!) Bir vakti de (hatırlayın) ki; sizin kuvvetli sözünüzü almıştık (ve size buyurmuştuk) ki: “(Birbirinizi öldürerek haksız yere) kanlarınızı akıtmayacaksınız ve canlarınız (mesâbesinde olan akrabâlarınız)ı yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız.” Sonra (bu sözün gereğini yapacağınızı) ikrâr (ve îtirâf) etmiştiniz, üstelik siz (buna dâir îtirafta bulunup) şâhitlik yapmakta idiniz.
85﴿ Sonra (bu sözleşmeyi kabullenmiş bir ecdâdın torunları olan) siz(in gibi Kureyza ve Nadîr kabîlelerine mensup kişi)ler; işte öyle (dönek) kimselersiniz ki, kendi canlarınız (mesâbesinde olan akrabânız)ı öldürüyorsunuz, bir de günah(ı mûcip bahâneler) ile ve zâlimâne (bir) saldırı ile (hareket ederek aranızda ittifaklar kurup) onların aleyhine (faaliyet göstermek için) birbirinizle yardımlaşarak içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz. Hâlbuki onların o (şekilde vatanlarından) çıkarılmaları sizin üzerinize haram kılınmış bir şey idi. (Siz bu yasağı çiğneyerek onları sürgün ediyorsunuz) ama onlar size esirler hâlinde gelecek olsalar fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz o kitabın bir kısmına îmân ediyor (olduğunuzu göstermek için fidye verip kardeşlerinizi kurtarıyor)sunuz da, (adam öldürmeyi, sürgünü ve kötülükte yardımlaşmayı yasaklayan) diğer bir kısmı inkâr mı ediyorsunuz?! (Ey kitabın bir kısmını inkâr eden Yahûdî!) Artık işte sana! İçinizden bunu yapan kimsenin cezâsı, ancak o en alçak (dünyâ) hayât(ın)da (yenilgi, esâret, sürgün ve cizye ödemek gibi utanç veren) büyük bir rüsvaylıktır. (Böyle yapanlar) kıyâmet gününde ise azâbın en şiddetlisi (olan cehennem ateşi)ne döndürüleceklerdir. Zâten Allâh sizin yapmakta olduklarınızdan aslâ gâfil (ve habersiz) değildir. Yahûdîlerden Kureyza kabîlesi Araplardan Evs ile, Nadîr kabîlesi de Hazrec ile antlaşmalı idiler. Evs ve Hazrec kabîleleri arasında uzun yıllar süren savaşlarda herkes antlaşmalısının yanında yer alıyor, böylece mecbûren karşı tarafta bulunan kardeşleriyle savaşa giriyor, îcâbında öldürüyor veyâ sürgüne gönderiyordu. Yahûdîlerden biri Arapların eline esir düştüğünde ise, aralarında para toplayarak fidye mukābilinde onu kurtarıyorlardı. Bu çelişkiyi gören Araplar onları ayıplayıp: “Mâdem kendi adamlarınızı kurtaracaksınız, birbirinizle niye savaşıyorsunuz?” diye sorduklarında: “Antlaşmalı olduğumuz kimselerin yenik duruma düşmelerinden utanç duyuyoruz” diyorlardı. “Peki niye kurtarmak için para harcıyorsunuz?” sorusuna ise: “Ne yapalım?! Allâh’ın emri böyle” diye cevap veriyorlardı. Böylece onlar kendilerinden alınan dört sözün üçünü terk edip sadece biriyle amel ediyorlardı. İşte bu âyet-i kerîmelerle Allâh-u Te‘âlâ onların bu utanç verici tatbîkātını açıklayarak kendilerini ayıplamaktadır.
86﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar, ancak öyle kimselerdir ki; âhirete karşılık o (peşin ve) en alçak (dünyâ) hayâtı(nı) satın almıştırlar. Bu sebeple onlardan (dünyâda cizye, âhirette ise cehennem) azâb(ı) hafifletilmeyecek ve kendileri (Allâh’a karşı hiçbir şekilde) yardım da olunmayacaklardır.
87﴿ Andolsun ki; elbette muhakkak Biz Mûsâ’ya o (Tevrât) kitabı(nı toplu bir şekilde) verdik. Ondan sonra da (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın şerîatıyla görevli nice) rasülleri birbirine tâbi kıl(arak Îsâ (Aleyhisselâm)ın dönemine kadar peş peşe yolla)dık. Meryem oğlu Îsâ’ya da (ölüleri diriltme, körü ve alacalıyı iyi etme gibi) o pek açık mûcizeleri Biz verdik ve o Mukaddes Rûh(a sâhip olan Cibrîl) ile onu destekledik. (Ey Yahûdîler! Bu yüzden onu öldürme teşebbüsünüz boşa gitti.) Artık her ne zaman bir rasûl size canlarınızın istemediği bir şey getirse (ona ve getirdiklerine inanmaktan) büyüklük tasladınız da, (içlerinden Îsâ ve Muhammed (Aleyhimesselâm) gibi) bir fırkayı yalanladınız, (Zekeriyyâ ve Yahyâ (Aleyhimesselâm) gibi) bir fırkayı da öldürüyor(dunuz, siz de hâlâ buna rızâ gösteriyor)sunuz öyle mi?!
88﴿ Yine o (Yahûdî ola)nlar (peygamberlerle alay mâhiyetinde): “Bizim kalplerimiz kılıflı (ve perdeli) şeylerdir (ne söylersen boşuna, bize nasîhat kâr etmez)” dediler. Doğrusu; Allâh (onları yaratırken perdeli ve anlama özürlü bir hâlde yaratmamış, bilakis İslâm’ı kabullenme fıtratı üzere halketmiş, ancak hür irâdeleriyle) kâfirlik (tarafını seçme)leri sebebiyle (rahmetinden mahrum ederek) onları lânetlemiş (ve kābiliyetlerini iptâl etmiş)tir. Bu nedenle onlar (kitaptan) pek az bir şeye îmân edebilirler. /Artık (onlardan) pek azı îmân edebilirler./
سُورَةُ الْبَقَرَةِ
الجزء ١
١٢
وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ﴿٨٤
ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٨٥
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۘ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ۟ ﴿٨٦
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ فَفَر۪يقًا كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقًا تَقْتُلُونَ ﴿٨٧
وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَل۪يلًا مَا يُؤْمِنُونَ ﴿٨٨
Bakara Sûresi
12
Cuz 1
وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ﴿٨٤
84﴿ (Ey İsrâîloğulları!) Bir vakti de (hatırlayın) ki; sizin kuvvetli sözünüzü almıştık (ve size buyurmuştuk) ki: “(Birbirinizi öldürerek haksız yere) kanlarınızı akıtmayacaksınız ve canlarınız (mesâbesinde olan akrabâlarınız)ı yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız.” Sonra (bu sözün gereğini yapacağınızı) ikrâr (ve îtirâf) etmiştiniz, üstelik siz (buna dâir îtirafta bulunup) şâhitlik yapmakta idiniz.
ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٨٥
85﴿ Sonra (bu sözleşmeyi kabullenmiş bir ecdâdın torunları olan) siz(in gibi Kureyza ve Nadîr kabîlelerine mensup kişi)ler; işte öyle (dönek) kimselersiniz ki, kendi canlarınız (mesâbesinde olan akrabânız)ı öldürüyorsunuz, bir de günah(ı mûcip bahâneler) ile ve zâlimâne (bir) saldırı ile (hareket ederek aranızda ittifaklar kurup) onların aleyhine (faaliyet göstermek için) birbirinizle yardımlaşarak içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz. Hâlbuki onların o (şekilde vatanlarından) çıkarılmaları sizin üzerinize haram kılınmış bir şey idi. (Siz bu yasağı çiğneyerek onları sürgün ediyorsunuz) ama onlar size esirler hâlinde gelecek olsalar fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz o kitabın bir kısmına îmân ediyor (olduğunuzu göstermek için fidye verip kardeşlerinizi kurtarıyor)sunuz da, (adam öldürmeyi, sürgünü ve kötülükte yardımlaşmayı yasaklayan) diğer bir kısmı inkâr mı ediyorsunuz?! (Ey kitabın bir kısmını inkâr eden Yahûdî!) Artık işte sana! İçinizden bunu yapan kimsenin cezâsı, ancak o en alçak (dünyâ) hayât(ın)da (yenilgi, esâret, sürgün ve cizye ödemek gibi utanç veren) büyük bir rüsvaylıktır. (Böyle yapanlar) kıyâmet gününde ise azâbın en şiddetlisi (olan cehennem ateşi)ne döndürüleceklerdir. Zâten Allâh sizin yapmakta olduklarınızdan aslâ gâfil (ve habersiz) değildir. Yahûdîlerden Kureyza kabîlesi Araplardan Evs ile, Nadîr kabîlesi de Hazrec ile antlaşmalı idiler. Evs ve Hazrec kabîleleri arasında uzun yıllar süren savaşlarda herkes antlaşmalısının yanında yer alıyor, böylece mecbûren karşı tarafta bulunan kardeşleriyle savaşa giriyor, îcâbında öldürüyor veyâ sürgüne gönderiyordu. Yahûdîlerden biri Arapların eline esir düştüğünde ise, aralarında para toplayarak fidye mukābilinde onu kurtarıyorlardı. Bu çelişkiyi gören Araplar onları ayıplayıp: “Mâdem kendi adamlarınızı kurtaracaksınız, birbirinizle niye savaşıyorsunuz?” diye sorduklarında: “Antlaşmalı olduğumuz kimselerin yenik duruma düşmelerinden utanç duyuyoruz” diyorlardı. “Peki niye kurtarmak için para harcıyorsunuz?” sorusuna ise: “Ne yapalım?! Allâh’ın emri böyle” diye cevap veriyorlardı. Böylece onlar kendilerinden alınan dört sözün üçünü terk edip sadece biriyle amel ediyorlardı. İşte bu âyet-i kerîmelerle Allâh-u Te‘âlâ onların bu utanç verici tatbîkātını açıklayarak kendilerini ayıplamaktadır.
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۘ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ۟ ﴿٨٦
86﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar, ancak öyle kimselerdir ki; âhirete karşılık o (peşin ve) en alçak (dünyâ) hayâtı(nı) satın almıştırlar. Bu sebeple onlardan (dünyâda cizye, âhirette ise cehennem) azâb(ı) hafifletilmeyecek ve kendileri (Allâh’a karşı hiçbir şekilde) yardım da olunmayacaklardır.
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ فَفَر۪يقًا كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقًا تَقْتُلُونَ ﴿٨٧
87﴿ Andolsun ki; elbette muhakkak Biz Mûsâ’ya o (Tevrât) kitabı(nı toplu bir şekilde) verdik. Ondan sonra da (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın şerîatıyla görevli nice) rasülleri birbirine tâbi kıl(arak Îsâ (Aleyhisselâm)ın dönemine kadar peş peşe yolla)dık. Meryem oğlu Îsâ’ya da (ölüleri diriltme, körü ve alacalıyı iyi etme gibi) o pek açık mûcizeleri Biz verdik ve o Mukaddes Rûh(a sâhip olan Cibrîl) ile onu destekledik. (Ey Yahûdîler! Bu yüzden onu öldürme teşebbüsünüz boşa gitti.) Artık her ne zaman bir rasûl size canlarınızın istemediği bir şey getirse (ona ve getirdiklerine inanmaktan) büyüklük tasladınız da, (içlerinden Îsâ ve Muhammed (Aleyhimesselâm) gibi) bir fırkayı yalanladınız, (Zekeriyyâ ve Yahyâ (Aleyhimesselâm) gibi) bir fırkayı da öldürüyor(dunuz, siz de hâlâ buna rızâ gösteriyor)sunuz öyle mi?!
وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَل۪يلًا مَا يُؤْمِنُونَ ﴿٨٨
88﴿ Yine o (Yahûdî ola)nlar (peygamberlerle alay mâhiyetinde): “Bizim kalplerimiz kılıflı (ve perdeli) şeylerdir (ne söylersen boşuna, bize nasîhat kâr etmez)” dediler. Doğrusu; Allâh (onları yaratırken perdeli ve anlama özürlü bir hâlde yaratmamış, bilakis İslâm’ı kabullenme fıtratı üzere halketmiş, ancak hür irâdeleriyle) kâfirlik (tarafını seçme)leri sebebiyle (rahmetinden mahrum ederek) onları lânetlemiş (ve kābiliyetlerini iptâl etmiş)tir. Bu nedenle onlar (kitaptan) pek az bir şeye îmân edebilirler. /Artık (onlardan) pek azı îmân edebilirler./