v13.9.26 Geliştirme Notları
Enbiyâ Sûresi
327
Cuz 17
73﴿ (Bu zatları kendi nefislerinde kâmil ve mükemmel yaptığımız gibi) üstelik Biz onları öyle büyük imamlar (ve önderler) yapmıştık ki onlar Bizim emrimiz (ve vahyimiz) ile (halkı Hakk’a) hidâyet etmekteydiler. (Böylece onlar insanları kemâle erdiren mükemmil kullar oluverdiler.) Ayrıca Biz onlara bütün hayırları (ve sâlih amelleri) yapmayı, namazları dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Zâten onlar sâdece Bizim için ibâdet yapan (ihlâslı) kimselerdi.
74﴿ Lût’a da; Biz özellikle ona (peygamberlik, hasımlar arasında doğru hüküm verme ve gereken amelleri yerine getirme gibi) büyük bir hüküm ve (fıkha dâir) çok kıymetli bir ilim vermiştik. Ayrıca Biz onu (erkek erkeğe ve kadın kadına ilişki gibi) pis işler yapmakta olan o (Sedûm) karye(sin)-den (ve livataya düşkün halkının şerrinden) kurtarmıştık. Gerçekten onlar (Bize itâatten ve peygamberlerimize teslimiyetten çıkmış) fâsıklar (gürûhu) olan çok kötü bir toplumdular.
75﴿ Üstelik Biz onu (dünyâda) rahmetimiz(e mazhar olan bahtiyar kullar arasına, âhirette ise rahmet mahallimiz olan cennet)in içine girdirdik. Gerçekten o, (bütün iyilikleri kendilerinde toplayan) sâlih kimselerdendir.
76﴿ (Habîbim!) Nûh’u(n yaşadıklarını) da (ümmetine bahset)! O zamânı (da özellikle anlat) ki; kendisi, o (İbrâhîm ve Lût’un asrı)ndan önce (kavminin helâki için Bize duâ ve) çağrıda bulunmuştu da, Biz hemen ona tam bir icâbette bulunmuştuk, sonra onu da, (îmân eden) âilesini de (inatçı kavminin başına gelen tûfân belâsından ve onlardan çektikleri) o çok büyük olan sıkıntıdan kurtarmıştık.
77﴿ Yine Biz, kendileri âyetlerimizi yalanlamış olan o topluma karşı ona yardım ettik. Gerçekten de onlar çok kötü bir kavim olmuştular. Biz de (küçük-büyük, erkek-kadın demeden) onları (hepsi) bir araya gelici oldukları hâlde suyla boğduk.
78﴿ (Habîbim!) Dâvûd’u(n) ve Süleymân’ı(n şu önemli kıssalarını) da (ümmetine bahset)! O zamânı (da özellikle anlat) ki; o ikisi, o (kime âit olduğu ihtilâf konusu olan) ekin hakkında hüküm veriyorlardı, vaktâ ki o kavmin koyunları (gece vakti çobansız kalarak) onun içerisinde yayıl(ıp zarar yap)mıştı. Zâten Biz özellikle o (peygamberlerin ve kendilerine dâvâ başvurusunda buluna)nların hükümlerine şâhitler olmuştuk.
79﴿ Biz de hemen onu(n gerçek hükmünü) Süleymân’a (ilhâm ederek) anlatmıştık. Zâten her birine de (peygamberlik ve doğru fetvâ verme kābiliyeti gibi) büyük bir hüküm ve üstün bir ilim vermiştik. Üstelik Biz (tesbîhle meşgul olduğu zaman) Dâvûd ile birlikte dağları ve kuşları emre âmâde kılmıştık ki, (kudretimize delâlet eden bir mûcize eseri olarak) onlar (dile gelip Bizi takdîs ve tenzîh ederek) tesbîhte bulunuyorlardı. (Bu gibi işler size çok ilginç gelse de) zâten Biz dâimâ (böyle büyük peygamberlere bu türlü üstün mûcizeleri verme işini) yapanlar olduk. İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyet edildiğine göre; biri zirâat ile, diğeri hayvancılıkla uğraşan iki kişi, aralarında hüküm vermesi için Dâvûd (Aleyhisselâm)ın huzûruna girdiler. Biri: “Bunun koyunları geceleyin benim tarlama girip zarar verdiler ve onda hiçbir mahsul bırakmadılar” dedi. Koyunların değeriyle, mahsulün zarar bedelinin denk geldiğini gören Dâvûd (Aleyhisselâm) koyunların ekin sâhiplerine verilmesine hükmetti. O gün henüz on bir yaşında olan Süleymân (Aleyhisselâm)ın yanından geçerlerken, o onlara babasının kendilerine ne hüküm verdiğini sordu. Aldığı cevap üzerine: “Bu iş bana bırakılsaydı ben başka bir hüküm verirdim, zîrâ bunun dışında bir hüküm, iki fırka için de daha yararlı olacaktır, şöyle ki; sütlerinden, yavrularından ve yünlerinden istifâde edilmek üzere koyunlar zarar gören ekin sâhibine verilir, tarla da eski düzgün hâlini alıncaya kadar onun mülkiyetinde kalır, sonra herkes malını geri alır” dedi. Babası bu hükmü duyunca: “Doğru hüküm senin hükmündür” diyerek fetvâsını değiştirdi. (el-Hâzin, el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Âlûsî)
80﴿ Savaş(lar)ınız(da kullanılan silahlar)dan sizi korusun diye (harpte giyilecek) elbise (olan zırh yapma) sanatını Biz ona sizin (faydalanmanız) için öğretmiştik. Artık siz şükredici kimseler misiniz?!
81﴿ Süleymân’a da, (isteğine bağlı olarak bâzen hafif, bâzen de) şiddetli esen o rüzgârı (itâatkâr kıldık) ki; (onu ve ordusunu dilediği yere ulaştırıyor, dönüşte ise) içerisinde bereket(ler) yarattığımız o (kendisinden yola çıktığı Kudüs) toprağ(ın)a onun emriyle (onları) götürüyordu. Zâten Biz her şeyi dâimâ bilenler (ve tüm yaratılanları hatâsız ilmimize göre yönetenler) olduk.
سُورَةُ الْاَنْبِيَاءِ
الجزء ١٧
٣٢٧
وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِد۪ينَۙ ﴿٧٣
وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَٓائِثَۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِق۪ينَۙ ﴿٧٤
وَاَدْخَلْنَاهُ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ۟ ﴿٧٥
وَنُوحًا اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٧٦
وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿٧٧
وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ ﴿٧٨
فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ ﴿٧٩
وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ ﴿٨٠
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ عَاصِفَةً تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ٓ اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَاۜ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِم۪ينَ ﴿٨١
Enbiyâ Sûresi
327
Cuz 17
وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِد۪ينَۙ ﴿٧٣
73﴿ (Bu zatları kendi nefislerinde kâmil ve mükemmel yaptığımız gibi) üstelik Biz onları öyle büyük imamlar (ve önderler) yapmıştık ki onlar Bizim emrimiz (ve vahyimiz) ile (halkı Hakk’a) hidâyet etmekteydiler. (Böylece onlar insanları kemâle erdiren mükemmil kullar oluverdiler.) Ayrıca Biz onlara bütün hayırları (ve sâlih amelleri) yapmayı, namazları dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Zâten onlar sâdece Bizim için ibâdet yapan (ihlâslı) kimselerdi.
وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَٓائِثَۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِق۪ينَۙ ﴿٧٤
74﴿ Lût’a da; Biz özellikle ona (peygamberlik, hasımlar arasında doğru hüküm verme ve gereken amelleri yerine getirme gibi) büyük bir hüküm ve (fıkha dâir) çok kıymetli bir ilim vermiştik. Ayrıca Biz onu (erkek erkeğe ve kadın kadına ilişki gibi) pis işler yapmakta olan o (Sedûm) karye(sin)-den (ve livataya düşkün halkının şerrinden) kurtarmıştık. Gerçekten onlar (Bize itâatten ve peygamberlerimize teslimiyetten çıkmış) fâsıklar (gürûhu) olan çok kötü bir toplumdular.
وَاَدْخَلْنَاهُ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ۟ ﴿٧٥
75﴿ Üstelik Biz onu (dünyâda) rahmetimiz(e mazhar olan bahtiyar kullar arasına, âhirette ise rahmet mahallimiz olan cennet)in içine girdirdik. Gerçekten o, (bütün iyilikleri kendilerinde toplayan) sâlih kimselerdendir.
وَنُوحًا اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٧٦
76﴿ (Habîbim!) Nûh’u(n yaşadıklarını) da (ümmetine bahset)! O zamânı (da özellikle anlat) ki; kendisi, o (İbrâhîm ve Lût’un asrı)ndan önce (kavminin helâki için Bize duâ ve) çağrıda bulunmuştu da, Biz hemen ona tam bir icâbette bulunmuştuk, sonra onu da, (îmân eden) âilesini de (inatçı kavminin başına gelen tûfân belâsından ve onlardan çektikleri) o çok büyük olan sıkıntıdan kurtarmıştık.
وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿٧٧
77﴿ Yine Biz, kendileri âyetlerimizi yalanlamış olan o topluma karşı ona yardım ettik. Gerçekten de onlar çok kötü bir kavim olmuştular. Biz de (küçük-büyük, erkek-kadın demeden) onları (hepsi) bir araya gelici oldukları hâlde suyla boğduk.
وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ ﴿٧٨
78﴿ (Habîbim!) Dâvûd’u(n) ve Süleymân’ı(n şu önemli kıssalarını) da (ümmetine bahset)! O zamânı (da özellikle anlat) ki; o ikisi, o (kime âit olduğu ihtilâf konusu olan) ekin hakkında hüküm veriyorlardı, vaktâ ki o kavmin koyunları (gece vakti çobansız kalarak) onun içerisinde yayıl(ıp zarar yap)mıştı. Zâten Biz özellikle o (peygamberlerin ve kendilerine dâvâ başvurusunda buluna)nların hükümlerine şâhitler olmuştuk.
فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ ﴿٧٩
79﴿ Biz de hemen onu(n gerçek hükmünü) Süleymân’a (ilhâm ederek) anlatmıştık. Zâten her birine de (peygamberlik ve doğru fetvâ verme kābiliyeti gibi) büyük bir hüküm ve üstün bir ilim vermiştik. Üstelik Biz (tesbîhle meşgul olduğu zaman) Dâvûd ile birlikte dağları ve kuşları emre âmâde kılmıştık ki, (kudretimize delâlet eden bir mûcize eseri olarak) onlar (dile gelip Bizi takdîs ve tenzîh ederek) tesbîhte bulunuyorlardı. (Bu gibi işler size çok ilginç gelse de) zâten Biz dâimâ (böyle büyük peygamberlere bu türlü üstün mûcizeleri verme işini) yapanlar olduk. İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyet edildiğine göre; biri zirâat ile, diğeri hayvancılıkla uğraşan iki kişi, aralarında hüküm vermesi için Dâvûd (Aleyhisselâm)ın huzûruna girdiler. Biri: “Bunun koyunları geceleyin benim tarlama girip zarar verdiler ve onda hiçbir mahsul bırakmadılar” dedi. Koyunların değeriyle, mahsulün zarar bedelinin denk geldiğini gören Dâvûd (Aleyhisselâm) koyunların ekin sâhiplerine verilmesine hükmetti. O gün henüz on bir yaşında olan Süleymân (Aleyhisselâm)ın yanından geçerlerken, o onlara babasının kendilerine ne hüküm verdiğini sordu. Aldığı cevap üzerine: “Bu iş bana bırakılsaydı ben başka bir hüküm verirdim, zîrâ bunun dışında bir hüküm, iki fırka için de daha yararlı olacaktır, şöyle ki; sütlerinden, yavrularından ve yünlerinden istifâde edilmek üzere koyunlar zarar gören ekin sâhibine verilir, tarla da eski düzgün hâlini alıncaya kadar onun mülkiyetinde kalır, sonra herkes malını geri alır” dedi. Babası bu hükmü duyunca: “Doğru hüküm senin hükmündür” diyerek fetvâsını değiştirdi. (el-Hâzin, el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Âlûsî)
وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ ﴿٨٠
80﴿ Savaş(lar)ınız(da kullanılan silahlar)dan sizi korusun diye (harpte giyilecek) elbise (olan zırh yapma) sanatını Biz ona sizin (faydalanmanız) için öğretmiştik. Artık siz şükredici kimseler misiniz?!
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ عَاصِفَةً تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ٓ اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَاۜ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِم۪ينَ ﴿٨١
81﴿ Süleymân’a da, (isteğine bağlı olarak bâzen hafif, bâzen de) şiddetli esen o rüzgârı (itâatkâr kıldık) ki; (onu ve ordusunu dilediği yere ulaştırıyor, dönüşte ise) içerisinde bereket(ler) yarattığımız o (kendisinden yola çıktığı Kudüs) toprağ(ın)a onun emriyle (onları) götürüyordu. Zâten Biz her şeyi dâimâ bilenler (ve tüm yaratılanları hatâsız ilmimize göre yönetenler) olduk.