v13.9.26 Geliştirme Notları
Hadîd Sûresi
540
Cuz 27
25﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz rasüllerimizi (ümmetlerine, üstün mûcizeler ve) çok açık delillerle elçi gönderdik, bir de (hakkı bâtıldan ayırsın diye) onlarla berâber kitapları ve insanlar (kendi aralarındaki muâmelelerde) adâleti ayakta tutsun diye adâlet(le hükmetmey)i (kuvvetli bir emir olarak) indirdik. Ayrıca demiri de Biz yarattık (ve onu mâdenlerden çıkarma sanatını size ilhâm ettik) ki onda, (ateşten başka bir şeyle yumuşatılamayan) çok güçlü bir kuvvet ve insanlar(ın tüm sanatlarında yararlanmaları) için birtakım faydalar vardır. Tâ ki bu sâyede Allâh (demirden yapılacak harp âletlerini din düşmanlarıyla cihat uğrunda kullanarak Zâtını görmediği hâlde) Kendisine ve rasüllerine gıyâben yardım edecek olan kimseyi görsün (ve herkese göstersin). Şüphesiz ki Allâh, (helâk etmek istediklerini yok etmeye son derece güçlü olan bir) Kaviyy’dir, (hiçbir kimsenin yardımına muhtaç olmayacak derecede de izzet sâhibi olan bir) Azîz’dir. (Bu sebeple dînine yardım etmek isteyenlerin kalplerini cesâretlendirir ve pekiştirir.)
26﴿ Andolsun ki; elbette Biz Nûh’u ve İbrâhîm’i (kavimlerine) muhakkak rasûl gönderdik. Nübüvveti ve kitaplar(a mazhar olma vasfın)ı da o ikisinin zürriyeti içerisine yerleştirdik. Nihâyet onlar(ın çocukların)-dan hidâyet bulan kimse(ler) vardır. İçlerinden birçoğu ise (dosdoğru yoldan çıkmış) fâsık kimselerdir. Bu âyet-i celîlede beyân edildiği üzere; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dâhil, Nûh ve İbrâhîm (Aleyhimesselâm)dan sonra gelen tüm peygamberler bu iki nebînin evlâdındandır. Dolayısıyla vahyedilen tüm kitaplar da bu ikisinin nesline gönderilmiştir.
27﴿ Sonra rasüllerimizi onlar(ca enbiyân)ın izleri üzerinde tâbi kıl(arak ümmetlerine yolla)dık. Meryem oğlu Îsâ’yı da (onların peşine) tâbi kıl(arak İsrâîloğullarına yolla)dık. Ayrıca Biz ona İncîl’i verdik ve ona hakkıyla tâbi olmuş bulunan o (takvâ sâhibi) kimselerin kalplerinde (insanlardan şerleri defetmeye yönelik) bir esirgeme ve (herkesin faydasını temin etmeyi hedef alan) bir (acıma duygusu ve) merhamet yerleştirdik. Sonra (onlar evlenmemek, az yemek, az içmek ve az uyumak sûretiyle dünyâ zevklerinin birçoğundan uzaklaşıp ibâdete yönelmek gibi) büyük bir ruhbanlığı (kendilerine vâcip ettiler) ki, onlar onu bir yenilik olarak (ortaya) çıkardılar. (Hâlbuki) Biz onu onların üzerine (farz olarak) yazmamıştık, lâkin Allâh’ın rızâsını aramak için (böyle bir adakta bulunarak kendilerini buna mecbur tuttular. Tabî ki Allâh’a verilen bu söze riâyet, bozulması helâl olmayan bir farz hükmünde oldu). Ama (netîcede peşlerinden gelenler üç ilâh inancına kapılarak, gösteriş yaparak ve en sonunda âhir zaman peygamberini inkâr ederek bu sözlerini bozdular ve) hak ettiği (bir) riâyetle onu gözetmediler. İşte Biz o (Îsâ kulumuzun ümmeti olduğu iddiâsında ola)nlar içerisinden kendileri (âhir zaman peygamberine) îmân etmiş olan o (vefâlı) kimselere (hak ettikleri) ecirlerini verdik. Onlardan birçok(ları) ise (kendi peygamberlerine bile tâbi olma dâiresinden çıkmış) fâsık kimselerdir.
28﴿ Ey (geçmiş peygamberlere) îmân etmiş olan kimseler! Allâh(ın hükümlerine karşı çıkmak)tan hakkıyla sakının ve O’nun (size son olarak göndermiş olduğu Muhammed adındaki) Rasûlüne îmân edin ki, (geçmiş peygamberlere de, bu son peygambere de îmân ettiğiniz için) O size rahmetinden iki nasip versin ve size (hem dünyâda hem de kıyâmet gününde) kendisiyle (maddî ve mânevî yollarınızı rahatça görerek) yürüyebileceğiniz büyük bir nur versin, üstelik sizin için (günahlarınızı) mağfirette bulunsun. Zâten Allâh (îmân edip tevbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (tevbe üzere ölebilenlere de çok ziyâde acıyan bir) Rahîm’dir.
29﴿ (Allâh size bu hakîkati bildirdi ki) Ehl-i Kitâb(tan olup da Müslümanlara: “Bizden sizin kitâbınıza inananlar iki ecir alır, inanmayan ise sizin ecirleriniz gibi tek ecirle kalır” diyenler) şu gerçeği bilsin diye ki; (son peygambere ve kitâba îmân etmemeleri hâlinde ecirleri tamâmen bâtıl olacak, kendi kitaplarına îmânlarının da onlara bir faydası olmayacak ve bu durumda) onlar Allâh’ın (lütuf ve) fazlından hiçbir şey (elde etmey)e güç yetiremeyeceklerdir ve şüphesiz fazl(-u ihsân)ın tamâmı Allâh’ın tasarrufundadır ki, onu dilediği kimseye verir. (O lütfa mazhar olacak kimseler ise, tüm peygamberlere ve kitaplara îmân edenlerdir.) Zâten ancak Allâh çok büyük fazl(-u kerem) sâhibidir.
سُورَةُ الْحَد۪يدِ
الجزء ٢٧
٥٤٠
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ ﴿٢٥
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿٢٦
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿٢٧
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ﴿٢٨
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿٢٩
Hadîd Sûresi
540
Cuz 27
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ ﴿٢٥
25﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz rasüllerimizi (ümmetlerine, üstün mûcizeler ve) çok açık delillerle elçi gönderdik, bir de (hakkı bâtıldan ayırsın diye) onlarla berâber kitapları ve insanlar (kendi aralarındaki muâmelelerde) adâleti ayakta tutsun diye adâlet(le hükmetmey)i (kuvvetli bir emir olarak) indirdik. Ayrıca demiri de Biz yarattık (ve onu mâdenlerden çıkarma sanatını size ilhâm ettik) ki onda, (ateşten başka bir şeyle yumuşatılamayan) çok güçlü bir kuvvet ve insanlar(ın tüm sanatlarında yararlanmaları) için birtakım faydalar vardır. Tâ ki bu sâyede Allâh (demirden yapılacak harp âletlerini din düşmanlarıyla cihat uğrunda kullanarak Zâtını görmediği hâlde) Kendisine ve rasüllerine gıyâben yardım edecek olan kimseyi görsün (ve herkese göstersin). Şüphesiz ki Allâh, (helâk etmek istediklerini yok etmeye son derece güçlü olan bir) Kaviyy’dir, (hiçbir kimsenin yardımına muhtaç olmayacak derecede de izzet sâhibi olan bir) Azîz’dir. (Bu sebeple dînine yardım etmek isteyenlerin kalplerini cesâretlendirir ve pekiştirir.)
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿٢٦
26﴿ Andolsun ki; elbette Biz Nûh’u ve İbrâhîm’i (kavimlerine) muhakkak rasûl gönderdik. Nübüvveti ve kitaplar(a mazhar olma vasfın)ı da o ikisinin zürriyeti içerisine yerleştirdik. Nihâyet onlar(ın çocukların)-dan hidâyet bulan kimse(ler) vardır. İçlerinden birçoğu ise (dosdoğru yoldan çıkmış) fâsık kimselerdir. Bu âyet-i celîlede beyân edildiği üzere; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dâhil, Nûh ve İbrâhîm (Aleyhimesselâm)dan sonra gelen tüm peygamberler bu iki nebînin evlâdındandır. Dolayısıyla vahyedilen tüm kitaplar da bu ikisinin nesline gönderilmiştir.
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿٢٧
27﴿ Sonra rasüllerimizi onlar(ca enbiyân)ın izleri üzerinde tâbi kıl(arak ümmetlerine yolla)dık. Meryem oğlu Îsâ’yı da (onların peşine) tâbi kıl(arak İsrâîloğullarına yolla)dık. Ayrıca Biz ona İncîl’i verdik ve ona hakkıyla tâbi olmuş bulunan o (takvâ sâhibi) kimselerin kalplerinde (insanlardan şerleri defetmeye yönelik) bir esirgeme ve (herkesin faydasını temin etmeyi hedef alan) bir (acıma duygusu ve) merhamet yerleştirdik. Sonra (onlar evlenmemek, az yemek, az içmek ve az uyumak sûretiyle dünyâ zevklerinin birçoğundan uzaklaşıp ibâdete yönelmek gibi) büyük bir ruhbanlığı (kendilerine vâcip ettiler) ki, onlar onu bir yenilik olarak (ortaya) çıkardılar. (Hâlbuki) Biz onu onların üzerine (farz olarak) yazmamıştık, lâkin Allâh’ın rızâsını aramak için (böyle bir adakta bulunarak kendilerini buna mecbur tuttular. Tabî ki Allâh’a verilen bu söze riâyet, bozulması helâl olmayan bir farz hükmünde oldu). Ama (netîcede peşlerinden gelenler üç ilâh inancına kapılarak, gösteriş yaparak ve en sonunda âhir zaman peygamberini inkâr ederek bu sözlerini bozdular ve) hak ettiği (bir) riâyetle onu gözetmediler. İşte Biz o (Îsâ kulumuzun ümmeti olduğu iddiâsında ola)nlar içerisinden kendileri (âhir zaman peygamberine) îmân etmiş olan o (vefâlı) kimselere (hak ettikleri) ecirlerini verdik. Onlardan birçok(ları) ise (kendi peygamberlerine bile tâbi olma dâiresinden çıkmış) fâsık kimselerdir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ﴿٢٨
28﴿ Ey (geçmiş peygamberlere) îmân etmiş olan kimseler! Allâh(ın hükümlerine karşı çıkmak)tan hakkıyla sakının ve O’nun (size son olarak göndermiş olduğu Muhammed adındaki) Rasûlüne îmân edin ki, (geçmiş peygamberlere de, bu son peygambere de îmân ettiğiniz için) O size rahmetinden iki nasip versin ve size (hem dünyâda hem de kıyâmet gününde) kendisiyle (maddî ve mânevî yollarınızı rahatça görerek) yürüyebileceğiniz büyük bir nur versin, üstelik sizin için (günahlarınızı) mağfirette bulunsun. Zâten Allâh (îmân edip tevbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (tevbe üzere ölebilenlere de çok ziyâde acıyan bir) Rahîm’dir.
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿٢٩
29﴿ (Allâh size bu hakîkati bildirdi ki) Ehl-i Kitâb(tan olup da Müslümanlara: “Bizden sizin kitâbınıza inananlar iki ecir alır, inanmayan ise sizin ecirleriniz gibi tek ecirle kalır” diyenler) şu gerçeği bilsin diye ki; (son peygambere ve kitâba îmân etmemeleri hâlinde ecirleri tamâmen bâtıl olacak, kendi kitaplarına îmânlarının da onlara bir faydası olmayacak ve bu durumda) onlar Allâh’ın (lütuf ve) fazlından hiçbir şey (elde etmey)e güç yetiremeyeceklerdir ve şüphesiz fazl(-u ihsân)ın tamâmı Allâh’ın tasarrufundadır ki, onu dilediği kimseye verir. (O lütfa mazhar olacak kimseler ise, tüm peygamberlere ve kitaplara îmân edenlerdir.) Zâten ancak Allâh çok büyük fazl(-u kerem) sâhibidir.