v13.9.26 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
228
Cuz 12
63﴿ (Sâlih (Aleyhisselâm) onların bu şirk dolu sözlerine karşılık) dedi ki: “Ey kavmim! Gördünüz mü? (Söyleyin bakayım!) Eğer ben Rabbimden (gelen ve dâvâmın doğruluğuna şâhitlik yapacak nitelikte olan) çok açık bir delil üzere bulunduysam ve O bana (peygamberlik gibi) büyük bir rahmeti Kendinden (bir lütuf olarak) vermişse (ki öyledir); şimdi ben (elçiliğimi tebliğ görevinde gevşeklik yaparak) O’na isyân edersem, bana Allâh’tan (gelecek azâba karşı) kim yardım edebilir?! Şu hâlde (ben sizi dinleyip de Allâh’a isyân edersem) siz beni, zarara uğratmadan başka bir şeyle ziyâdeleştirmiyorsunuz (üstelik bana bir fayda sağlayamayacağınız gibi benim ancak zararımı artırmış olacaksınız).
64﴿ Ey kavmim! İşte bu size (benim peygamberlik iddiamda doğruluğuma delâlet eden) bir (mûcize ve) âyet olarak, Allâh’ın (maddî sebepler olmaksızın, sırf kudret eseriyle yaratıp kayadan çıkardığı) dişi devesidir. Artık onu bırakın da, Allâh’ın toprağında (serbestçe) yesin (içsin). (Onu boğazlayıp öldürmek bir yana) ona en ufak bir kötülük bile dokundurmayın, sonra sizi (üç günün ardında gelecek) çok yakın bir azap yakalayıverir.”
65﴿ Fakat onlar (bu emre karşı geldiler de) ayaklarını keserek (işe başlayıp) o dişi deveyi boğazladılar. Bunun üzerine (Sâlih (Aleyhisselâm) onlara) dedi ki: “Yurdunuzda üç gün (daha) yaşayın. (Ey suçlu insan!) İşte sana! Bu (azap sözü), yalan olmayan bir vaaddir.”
66﴿ Artık (o müşriklerin azâbıyla ilgili) emrimiz(in vakti) gelince; Sâlih’i ve berâberinde îmân etmiş olan kimseleri Bizden (kendilerine lütfedilen îmânın kazandırdığı) büyük bir rahmet sebebiyle (korktuklarından) kurtardık. (Özellikle) işte o (Cibrîl (Aleyhisselâm)ın çıkardığı bir nâra ile müşriklerin helâk edildikleri) günün rüsvaylığından da (hiç etkilenmeyecek derecede kendilerini selâmete çıkardık). (Yâ Muhammed!) Şüphesiz senin Rabbin; ancak O, (dostlarını kurtarmaya yeterli güce sâhip olan bir) Kaviyy’dir, (düşmanlarını helâk ederek gâlibiyetini îlân eden bir) Azîz’dir.
67﴿ Ama (şirk yüzünden kendilerine yazık ederek) zâlim olmuş o kimseleri o (Cibrîl’in) sayha(sı ve içinde tüm yıldırımları, gök gürültülerini ve korkunç sesleri barındıran o müthiş nârası) yakaladı da, bu sebeple onlar (helâke uğramış ölüler hâlinde) yurtlarında yere yapışıp kalan (ölü) kimseler hâlinde sabahladılar.
68﴿ Sanki onlar oralarda hiç ikāmet etmemiş (gibi yurtlarında hareketsiz vaziyettey)diler. Bilin ki; gerçekten de Semûd (kavmi), Rablerini inkâr etmiştiler. Âğâh olun ki; Semûd (kavmi) için (tüm rahmetlerden) tam bir uzaklık ile (uzaklık ve lânet olsun, çünkü onlar bunu hak ettiler)!
69﴿ Andolsun ki; muhakkak elçilerimiz (olan melekler) İbrâhîm’e (bir çocuğu olacağı ve Lût kavminin helâk edileceği) müjde(si)yle elbette geldiler de: “Selâm (ve selâmet duası) ile (seni selâmlıyoruz)!” dediler. O da: “(Size de) selâm (olsun)!” dedi. Derken o, toprak altında kızgın taşla pişirilmiş bir buzağı getirmekte oyalanma yapmadı.
70﴿ Ama o onların ellerini ona uzanmaz bir hâlde görünce kendilerini(n bu hâlini) yadırgadı ve onlar yüzünden (gelecek tehlikeden) bir korku hissetti /bir korku(yu içinde) gizledi/. Onlar (İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın bu endişesini fark edince): “Korkma, şüphesiz ki biz Lût kavmin(i helâk etmey)e gönderildik” dediler.
71﴿ (O esnâda) hanımı (Sâre) ise (hizmet için perde arkasında) ayakta idi, (Lût kavminin helâk edileceği haberine ve eşinin korkusunun gidişine sevinerek) birden gülüverdi. Biz de onu (bu sevinçten daha büyük bir sürûra mazhar etmek için, onca yaşına rağmen kendisine ihsân edilecek) İshâk (isimli mübârek bir çocuk) ile, İshâk’ın ardından da Ya‘kûb (nâmında bir torun) ile müjdeledik. İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyete göre; Lût kavmini helâk etmekle görevlendirilen Cibrîl, Mîkâîl ve İsrâfîl (Aleyhimüsselâm) çok güzel yüzlü delikanlılar şekline girip İbrâhîm (Aleyhisselâm)a uğradılar. O onları ilk başta tanıyamadı, zâten tanısaydı, meleklerin yemediklerini ve içmediklerini bildiği için onlara yemek sunmazdı ve onlardan korkmazdı. Onların yemediklerini görünce sebebini sordu, melekler: “Biz para vermediğimiz yemeği yemeyiz” deyince o: “Onun bir bedeli var, o da başında Allâh’ın adını anacaksınız, sonunda da O’na hamdedeceksiniz” dedi. O zaman Cibrîl (Aleyhisselâm), Mikâîl (Aleyhisselâm)a bakarak: “Böyle bir kişiyi Rabbinin Halîl seçmesi çok yakışmış” dedi. Sâre (Radıyallâhu Anhâ) İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın endişesinin gittiğini görünce sevinçten gülmeye başladı. İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın Hâcer vâlideden on üç sene evvel İsmâ‘îl adında bir oğlu olmuştu. Ama doksanlı yaşlarına varmış olmasına rağmen çocuk sâhibi olamamış olan Sâre vâlide İshâk isimli bir oğlu olacağı müjdesini alınca hayretini gizleyemeyerek bunun nasıl olacağını sordu, daha sonraki âyet-i kerîmelerde beyân edildiği üzere ona bu işin mûcize kabîlinden olacağı bildirildi.
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٢٨
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ ﴿٦٣
وَيَا قَوْمِ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَر۪يبٌ ﴿٦٤
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا ف۪ي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ ﴿٦٥
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ ﴿٦٦
وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ﴿٦٧
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ۟ ﴿٦٨
وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ ﴿٦٩
فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ ﴿٧٠
وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ ﴿٧١
Hûd Sûresi
228
Cuz 12
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ ﴿٦٣
63﴿ (Sâlih (Aleyhisselâm) onların bu şirk dolu sözlerine karşılık) dedi ki: “Ey kavmim! Gördünüz mü? (Söyleyin bakayım!) Eğer ben Rabbimden (gelen ve dâvâmın doğruluğuna şâhitlik yapacak nitelikte olan) çok açık bir delil üzere bulunduysam ve O bana (peygamberlik gibi) büyük bir rahmeti Kendinden (bir lütuf olarak) vermişse (ki öyledir); şimdi ben (elçiliğimi tebliğ görevinde gevşeklik yaparak) O’na isyân edersem, bana Allâh’tan (gelecek azâba karşı) kim yardım edebilir?! Şu hâlde (ben sizi dinleyip de Allâh’a isyân edersem) siz beni, zarara uğratmadan başka bir şeyle ziyâdeleştirmiyorsunuz (üstelik bana bir fayda sağlayamayacağınız gibi benim ancak zararımı artırmış olacaksınız).
وَيَا قَوْمِ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَر۪يبٌ ﴿٦٤
64﴿ Ey kavmim! İşte bu size (benim peygamberlik iddiamda doğruluğuma delâlet eden) bir (mûcize ve) âyet olarak, Allâh’ın (maddî sebepler olmaksızın, sırf kudret eseriyle yaratıp kayadan çıkardığı) dişi devesidir. Artık onu bırakın da, Allâh’ın toprağında (serbestçe) yesin (içsin). (Onu boğazlayıp öldürmek bir yana) ona en ufak bir kötülük bile dokundurmayın, sonra sizi (üç günün ardında gelecek) çok yakın bir azap yakalayıverir.”
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا ف۪ي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ ﴿٦٥
65﴿ Fakat onlar (bu emre karşı geldiler de) ayaklarını keserek (işe başlayıp) o dişi deveyi boğazladılar. Bunun üzerine (Sâlih (Aleyhisselâm) onlara) dedi ki: “Yurdunuzda üç gün (daha) yaşayın. (Ey suçlu insan!) İşte sana! Bu (azap sözü), yalan olmayan bir vaaddir.”
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ ﴿٦٦
66﴿ Artık (o müşriklerin azâbıyla ilgili) emrimiz(in vakti) gelince; Sâlih’i ve berâberinde îmân etmiş olan kimseleri Bizden (kendilerine lütfedilen îmânın kazandırdığı) büyük bir rahmet sebebiyle (korktuklarından) kurtardık. (Özellikle) işte o (Cibrîl (Aleyhisselâm)ın çıkardığı bir nâra ile müşriklerin helâk edildikleri) günün rüsvaylığından da (hiç etkilenmeyecek derecede kendilerini selâmete çıkardık). (Yâ Muhammed!) Şüphesiz senin Rabbin; ancak O, (dostlarını kurtarmaya yeterli güce sâhip olan bir) Kaviyy’dir, (düşmanlarını helâk ederek gâlibiyetini îlân eden bir) Azîz’dir.
وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ﴿٦٧
67﴿ Ama (şirk yüzünden kendilerine yazık ederek) zâlim olmuş o kimseleri o (Cibrîl’in) sayha(sı ve içinde tüm yıldırımları, gök gürültülerini ve korkunç sesleri barındıran o müthiş nârası) yakaladı da, bu sebeple onlar (helâke uğramış ölüler hâlinde) yurtlarında yere yapışıp kalan (ölü) kimseler hâlinde sabahladılar.
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ۟ ﴿٦٨
68﴿ Sanki onlar oralarda hiç ikāmet etmemiş (gibi yurtlarında hareketsiz vaziyettey)diler. Bilin ki; gerçekten de Semûd (kavmi), Rablerini inkâr etmiştiler. Âğâh olun ki; Semûd (kavmi) için (tüm rahmetlerden) tam bir uzaklık ile (uzaklık ve lânet olsun, çünkü onlar bunu hak ettiler)!
وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ ﴿٦٩
69﴿ Andolsun ki; muhakkak elçilerimiz (olan melekler) İbrâhîm’e (bir çocuğu olacağı ve Lût kavminin helâk edileceği) müjde(si)yle elbette geldiler de: “Selâm (ve selâmet duası) ile (seni selâmlıyoruz)!” dediler. O da: “(Size de) selâm (olsun)!” dedi. Derken o, toprak altında kızgın taşla pişirilmiş bir buzağı getirmekte oyalanma yapmadı.
فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ ﴿٧٠
70﴿ Ama o onların ellerini ona uzanmaz bir hâlde görünce kendilerini(n bu hâlini) yadırgadı ve onlar yüzünden (gelecek tehlikeden) bir korku hissetti /bir korku(yu içinde) gizledi/. Onlar (İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın bu endişesini fark edince): “Korkma, şüphesiz ki biz Lût kavmin(i helâk etmey)e gönderildik” dediler.
وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ ﴿٧١
71﴿ (O esnâda) hanımı (Sâre) ise (hizmet için perde arkasında) ayakta idi, (Lût kavminin helâk edileceği haberine ve eşinin korkusunun gidişine sevinerek) birden gülüverdi. Biz de onu (bu sevinçten daha büyük bir sürûra mazhar etmek için, onca yaşına rağmen kendisine ihsân edilecek) İshâk (isimli mübârek bir çocuk) ile, İshâk’ın ardından da Ya‘kûb (nâmında bir torun) ile müjdeledik. İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyete göre; Lût kavmini helâk etmekle görevlendirilen Cibrîl, Mîkâîl ve İsrâfîl (Aleyhimüsselâm) çok güzel yüzlü delikanlılar şekline girip İbrâhîm (Aleyhisselâm)a uğradılar. O onları ilk başta tanıyamadı, zâten tanısaydı, meleklerin yemediklerini ve içmediklerini bildiği için onlara yemek sunmazdı ve onlardan korkmazdı. Onların yemediklerini görünce sebebini sordu, melekler: “Biz para vermediğimiz yemeği yemeyiz” deyince o: “Onun bir bedeli var, o da başında Allâh’ın adını anacaksınız, sonunda da O’na hamdedeceksiniz” dedi. O zaman Cibrîl (Aleyhisselâm), Mikâîl (Aleyhisselâm)a bakarak: “Böyle bir kişiyi Rabbinin Halîl seçmesi çok yakışmış” dedi. Sâre (Radıyallâhu Anhâ) İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın endişesinin gittiğini görünce sevinçten gülmeye başladı. İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın Hâcer vâlideden on üç sene evvel İsmâ‘îl adında bir oğlu olmuştu. Ama doksanlı yaşlarına varmış olmasına rağmen çocuk sâhibi olamamış olan Sâre vâlide İshâk isimli bir oğlu olacağı müjdesini alınca hayretini gizleyemeyerek bunun nasıl olacağını sordu, daha sonraki âyet-i kerîmelerde beyân edildiği üzere ona bu işin mûcize kabîlinden olacağı bildirildi.