v13.9.26 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
222
Cuz 12
﴾13﴿ Yoksa onlar (senin okuduğun Kur’ân hakkında): “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar?! (Habîbim!) De ki: “Öyleyse Allâh’tan başka gücünüzün yetmiş olduğu herkesi (işlerinizde size yardımcı olduklarına inandığınız putlarınızı ve dara düştüğünüzde görüşlerine başvurduğunuz kâhinlerinizi) çağırın da, (fesâhat, belâğat ve eşsiz dizim hususlarında) onun (okuduğu Kur’ân’ın) misli olabilecek uydurulmuş on sûre (meydana) getirin. Eğer (Kur’ân’ı benim uydurduğuma dâir iddiânızda) doğru söyleyen kimseler olduysanız (bunu ispatlamanız gerekir).
﴾14﴿ (Ey Habîbim ve ey Kur’ân’ın karşı konulmaz mûcizesini savunan Müslümanlar!) Ama eğer (onun benzeri bir kitap derlemek üzere çağırdığınız) o kimseler siz(in bu talebiniz)e icâbet edemiyorlarsa, artık bilin ki; o (Kur’ân-ı Kerîm) ancak Allâh’ın (ezelî ve ebedî olan eşsiz) ilmiyle indirilmiştir. (Zîrâ Kur’ân-ı Kerîm’de bulunan âciz bırakıcı üslûba ve kimsenin bilemeyeceği gaybî meselelere Allâh-u Te‘âlâ’nın ilmi dışında hiçbir bilgi erişemez.) Ve (yine bilin ki) O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur (ki O’nun bildiklerini bilebilsin ve O’nun kudretinin eriştiği şeylere güç yetirebilsin). (Ey Kur’ân’dan birkaç kısa sûrenin dahî mislini getirebilmekten âciz kalan müşrikler!) Artık (Kur’ân’ın hak oluşu ve şirk yolunuzun bâtıllığı husûsunda bir şüpheniz kalmadığına göre) siz İslâm’a giren kimselersiniz değil mi?!”
﴾15﴿ Her kim (kâfir ve münâfık olduğu hâlde fakirlere yardım ve ana-babasına iyilik gibi, görünüş îtibârıyla sâlih ameller yaparken) o âdî (dünyâ) hayâtı(nı) ve onun (sıhhat, emniyet, çok mal, evlât ve riyâset gibi) ziynetini arzu etmekteyse, o kişilere amellerini(n karşılığını) orada tastamam veririz de, kendileri orada bir eksiltmeye uğratılmazlar.
﴾16﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar ancak o kimselerdir ki; âhirette kendileri için o (cehennem) ateş(in)-den başka bir şey yoktur. (Zîrâ onların bütün gâye ve gayretleri dünyâyı kazanma uğrunda tükendiğinden, dünyâda da bu muratlarına erdiklerinden kendileri için ebedî cehennem azâbından başka bir nasip kalmamıştır.) Onların (Allâh rızâsı için değil de, dünyevî maksatlarla) yapmış oldukları o (güzel görünümlü) şeyler (âhirete kavuştukları zaman) orada boşa çıkmıştır. Onların sürekli yapmakta oldukları şeyler (Allâh rızâsı için yapılmış olsaydı, kendilerine iki cihanda da yarayacaktı. Ama îmân ve ihlâs sâhibi olmadıkları için yaptıkları tüm iyilikler) zâten bâtıl (ve faydasız)dır.
﴾17﴿ Yoksa (sâdece dünyâ hayâtını gâye edinmiş ve birtakım asılsız fikirlere uymuş olan kişi, hiç) o (hidâyet üzere olan) kimse (gibi) midir ki kendisi, Rabbinden (kendisine ihsân edilmiş olan ve kendisine doğru yolu gösteren) apaçık ve çok büyük bir (aklî) delil üzere bulunmuştur, O (Allâh-u Sübhânehû)nun tarafından büyük bir şâhit (olan Kur’ân-ı Kerîm) de (onun doğruluğunu tasdîk ve onu yanlışa düşmekten koruyup kollamak için yanından hiç ayrılmayarak) kendisini sürekli tâkip etmektedir, üstelik o (Kur’â)ndan önce (din konusunda uyulacak) bir önder ve (kendilerine indirilen geçmiş ümmetler hakkında) büyük bir (nîmet ve) rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı bulunmaktadır (ki, o da onun geleceğini müjdelemiştir). İşte sana! (Bundan dolayı) o (açık delîle sâhip ola)nlar o (Kur’â)na îmân ederler. Ama o (Mekke müşrikleri ve Kur’ân-ı Kerîm aleyhine birleşen diğer) hıziplerden her kim onu inkâr ederse, artık ancak o (cehennem) ateş(i onun) vaad edildiği yerdir. O hâlde sen o (Kur’ân’ın Allâh-u Te‘âlâ tarafından indirilmiş olduğu)ndan hiçbir şüphe içinde olma(dığına göre, ümmetinden her biri de kendilerini şüpheden kurtaracak sağlam inançlara sâhip olmaya çalışsın)! Çünkü gerçekten o (Kur’ân), seni (dînî ve dünyevî konularda terbiye ede)n Rabbinden (indirilmiş) bir haktır. Velâkin insanların çoğu (kimi anlayış noksanlığı sebebiyle, kimi de kibir ve inadı nedeniyle bu hakîkate) îmân etmezler.
﴾18﴿ Ayrıca kim Allâh’a karşı (iftirâlarda bulunmak için: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır” ve “Putlar Allâh nezdinde şefâatçilerdir” gibi sözler sarf ederek) büyük bir yalan uydurmuş olan kimseden daha zâlimdir?! İşte sana! Onlar (bu en büyük zulüm ve iftirâ damgasını yemiş olarak) Rablerin(in muhâsebesin)e arz edileceklerdir. O (zaman melekler, peygamberler, müminler ve kendi uzuvları dâhil mahşerde hâzır bulunan tüm) şâhitler de: “İşte bunlar ancak o kimselerdir ki Rablerine karşı iftirâda bulunmuşturlar. Bilin ki; Allâh’ın lâneti bu zâlimlerin üzerine (inmekte)dir” diyecektir.
﴾19﴿ O (zâlim) kimseler(in üzerine lânetler yağmaktadır) ki, onlar (insanları) Allâh’ın yolundan alıkoymaktadırlar ve ona (girmek isteyenleri engellemek için o yol hakkında) bir eğrilik (ve çelişki) ara(yarak, dosdoğru gerçekleri eğri büğrü gösterip, insanların doğru yolu kabullenmesine engel çıkar)maktadırlar. Onlar (var ya); ancak onlar âhireti de inkâr edicilerdir.
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٢٢
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿١٣﴾
فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ﴿١٤﴾
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ﴿١٥﴾
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٦﴾
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿١٧﴾
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ﴿١٨﴾
اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ﴿١٩﴾
Hûd Sûresi
222
Cuz 12
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿١٣﴾
﴾13﴿ Yoksa onlar (senin okuduğun Kur’ân hakkında): “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar?! (Habîbim!) De ki: “Öyleyse Allâh’tan başka gücünüzün yetmiş olduğu herkesi (işlerinizde size yardımcı olduklarına inandığınız putlarınızı ve dara düştüğünüzde görüşlerine başvurduğunuz kâhinlerinizi) çağırın da, (fesâhat, belâğat ve eşsiz dizim hususlarında) onun (okuduğu Kur’ân’ın) misli olabilecek uydurulmuş on sûre (meydana) getirin. Eğer (Kur’ân’ı benim uydurduğuma dâir iddiânızda) doğru söyleyen kimseler olduysanız (bunu ispatlamanız gerekir).
فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ﴿١٤﴾
﴾14﴿ (Ey Habîbim ve ey Kur’ân’ın karşı konulmaz mûcizesini savunan Müslümanlar!) Ama eğer (onun benzeri bir kitap derlemek üzere çağırdığınız) o kimseler siz(in bu talebiniz)e icâbet edemiyorlarsa, artık bilin ki; o (Kur’ân-ı Kerîm) ancak Allâh’ın (ezelî ve ebedî olan eşsiz) ilmiyle indirilmiştir. (Zîrâ Kur’ân-ı Kerîm’de bulunan âciz bırakıcı üslûba ve kimsenin bilemeyeceği gaybî meselelere Allâh-u Te‘âlâ’nın ilmi dışında hiçbir bilgi erişemez.) Ve (yine bilin ki) O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur (ki O’nun bildiklerini bilebilsin ve O’nun kudretinin eriştiği şeylere güç yetirebilsin). (Ey Kur’ân’dan birkaç kısa sûrenin dahî mislini getirebilmekten âciz kalan müşrikler!) Artık (Kur’ân’ın hak oluşu ve şirk yolunuzun bâtıllığı husûsunda bir şüpheniz kalmadığına göre) siz İslâm’a giren kimselersiniz değil mi?!”
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ﴿١٥﴾
﴾15﴿ Her kim (kâfir ve münâfık olduğu hâlde fakirlere yardım ve ana-babasına iyilik gibi, görünüş îtibârıyla sâlih ameller yaparken) o âdî (dünyâ) hayâtı(nı) ve onun (sıhhat, emniyet, çok mal, evlât ve riyâset gibi) ziynetini arzu etmekteyse, o kişilere amellerini(n karşılığını) orada tastamam veririz de, kendileri orada bir eksiltmeye uğratılmazlar.
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٦﴾
﴾16﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar ancak o kimselerdir ki; âhirette kendileri için o (cehennem) ateş(in)-den başka bir şey yoktur. (Zîrâ onların bütün gâye ve gayretleri dünyâyı kazanma uğrunda tükendiğinden, dünyâda da bu muratlarına erdiklerinden kendileri için ebedî cehennem azâbından başka bir nasip kalmamıştır.) Onların (Allâh rızâsı için değil de, dünyevî maksatlarla) yapmış oldukları o (güzel görünümlü) şeyler (âhirete kavuştukları zaman) orada boşa çıkmıştır. Onların sürekli yapmakta oldukları şeyler (Allâh rızâsı için yapılmış olsaydı, kendilerine iki cihanda da yarayacaktı. Ama îmân ve ihlâs sâhibi olmadıkları için yaptıkları tüm iyilikler) zâten bâtıl (ve faydasız)dır.
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿١٧﴾
﴾17﴿ Yoksa (sâdece dünyâ hayâtını gâye edinmiş ve birtakım asılsız fikirlere uymuş olan kişi, hiç) o (hidâyet üzere olan) kimse (gibi) midir ki kendisi, Rabbinden (kendisine ihsân edilmiş olan ve kendisine doğru yolu gösteren) apaçık ve çok büyük bir (aklî) delil üzere bulunmuştur, O (Allâh-u Sübhânehû)nun tarafından büyük bir şâhit (olan Kur’ân-ı Kerîm) de (onun doğruluğunu tasdîk ve onu yanlışa düşmekten koruyup kollamak için yanından hiç ayrılmayarak) kendisini sürekli tâkip etmektedir, üstelik o (Kur’â)ndan önce (din konusunda uyulacak) bir önder ve (kendilerine indirilen geçmiş ümmetler hakkında) büyük bir (nîmet ve) rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı bulunmaktadır (ki, o da onun geleceğini müjdelemiştir). İşte sana! (Bundan dolayı) o (açık delîle sâhip ola)nlar o (Kur’â)na îmân ederler. Ama o (Mekke müşrikleri ve Kur’ân-ı Kerîm aleyhine birleşen diğer) hıziplerden her kim onu inkâr ederse, artık ancak o (cehennem) ateş(i onun) vaad edildiği yerdir. O hâlde sen o (Kur’ân’ın Allâh-u Te‘âlâ tarafından indirilmiş olduğu)ndan hiçbir şüphe içinde olma(dığına göre, ümmetinden her biri de kendilerini şüpheden kurtaracak sağlam inançlara sâhip olmaya çalışsın)! Çünkü gerçekten o (Kur’ân), seni (dînî ve dünyevî konularda terbiye ede)n Rabbinden (indirilmiş) bir haktır. Velâkin insanların çoğu (kimi anlayış noksanlığı sebebiyle, kimi de kibir ve inadı nedeniyle bu hakîkate) îmân etmezler.
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ﴿١٨﴾
﴾18﴿ Ayrıca kim Allâh’a karşı (iftirâlarda bulunmak için: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır” ve “Putlar Allâh nezdinde şefâatçilerdir” gibi sözler sarf ederek) büyük bir yalan uydurmuş olan kimseden daha zâlimdir?! İşte sana! Onlar (bu en büyük zulüm ve iftirâ damgasını yemiş olarak) Rablerin(in muhâsebesin)e arz edileceklerdir. O (zaman melekler, peygamberler, müminler ve kendi uzuvları dâhil mahşerde hâzır bulunan tüm) şâhitler de: “İşte bunlar ancak o kimselerdir ki Rablerine karşı iftirâda bulunmuşturlar. Bilin ki; Allâh’ın lâneti bu zâlimlerin üzerine (inmekte)dir” diyecektir.
اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ﴿١٩﴾
﴾19﴿ O (zâlim) kimseler(in üzerine lânetler yağmaktadır) ki, onlar (insanları) Allâh’ın yolundan alıkoymaktadırlar ve ona (girmek isteyenleri engellemek için o yol hakkında) bir eğrilik (ve çelişki) ara(yarak, dosdoğru gerçekleri eğri büğrü gösterip, insanların doğru yolu kabullenmesine engel çıkar)maktadırlar. Onlar (var ya); ancak onlar âhireti de inkâr edicilerdir.