v02.01.25 Geliştirme Notları
Mücâdele Sûresi
543
Cuz 28
12﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! O Rasûl’e gizlice bir şey arz et(mek iste)diğiniz zaman, o gizli konuşmanızın öncesinde (fakirlere) bir sadaka takdîm edin (ki, böylece peygambere verdiğiniz değer ortaya çıksın, fakirler faydalansın, aşırı sorular karşısında Habîbim rahatsız olmasın, samîmi olanla münâfık seçilsin ve âhireti sevenle dünyâya meyleden belli olsun). (Ey mümin!) İşte sana! Bu (şekilde sadaka vermeniz) sizin için (cimrilikten) daha iyidir ve (kalplerinizi mal sevgisi gibi günahlardan) daha ziyâde temizleyicidir. Ama eğer (verecek bir şey) bulamadıysanız, şüphesiz ki Allâh (çok bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (ziyâde acıyan bir) Rahîm’dir. (Dolayısıyla imkânı olmayanlara sadaka vermeden de soru sorma ruhsatı vermiştir.)
13﴿ (Ey imkân sâhipleri!) Gizli konuşmalarınızın öncesinde birtakım sadakalar takdîm etmenizden (niye çekindiniz? Yoksa şeytanın fakirlik tehdîdine aldandığınız için) mi korktunuz?! Mâdemki (bunu) yapmadınız, zâten Allâh da size karşı (bu hükümden) rücû etmiştir, öyleyse o (farz) namaz(lar)ı hakkıyla edâ (etmeye devâm) edin, zekâtı da ver(meye devâm ed)in ve (her konuda) Allâh’a da, Rasûlüne de itâat(ta sebât) edin (ki, böylece bu husustaki eksikliğinizi telâfî edebilesiniz). Zâten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.
14﴿ (Habîbim!) Bakmadın mı o (münâfık) kimselere ki; Allâh’ın kendilerine gazap etmiş olduğu bir toplum (olan Yahûdî ulusun)u dost edinmiştirler. (Ey müminler!) O (münâfık ola)nlar sizden olmadı(lar), onlardan da olmadı(lar). (Bilakis sizinle Yahûdîler arasında kararsız durumdadırlar.) Bir de onlar (kendilerinin yalancı olduklarını) bildikleri hâlde (“Müslümanız” diyerek) yalan üzerine yemîn ederler.
15﴿ Allâh onlara çok şiddetli olan büyük bir azap hazırlamıştır. Şüphesiz onlar (var ya); sürekli yapar oldukları şeyler ne kötü olmuştur! (Böylece onlar evvelden beri kötü amellere alıştıkları için, yalan yere yemîni de hafife almışlardır.)
16﴿ O (münâfık ola)nlar (kanlarını ve mallarını korumak için) yeminlerini bir kalkan edindiler de, bu sebeple (Müslüman görünerek kazandıkları güvenlik sâyesinde Müslümanları) Allâh’ın yolunda (cihatta bulunmakta)n engelle(me gayreti içine gir)diler. Artık özellikle onlar için ziyâde alçak edici çok büyük bir azap vardır!
17﴿ O (münâfık ola)nların malları Allâh(ın azâbın)dan hiçbir şeyi onlardan aslâ defedemeyecektir, çocukları da (defedici) olamaz. (Habîbim!) İşte sana! Onlar ancak o (cehennem) ateşin(in) ashâbı (ve ayrılmaz arkadaşları)dır. Onlar onun içerisinde (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcı kimselerdir.
18﴿ (Habîbim!) Allâh’ın onları topluca dirilteceği (o korkunç) günü (onlara anlat) ki, onlar (bugün) size (“Müslümanız” diye yalan yere) yemîn etmekte oldukları gibi, (o gün de: “Rabbimiz olan Allâh’a yemîn olsun ki, biz müşrik kimseler değildik” diye) O (Allâh-u Azîmüşşâ)na da yemîn edeceklerdir. Böylece onlar (âhirette yapacakları yalan yeminlerle) kendilerinin gerçekten (dünyâda olduğu gibi, fayda kazandıracak ya da zararı savuşturacak) bir şey üzere bulunduklarını sanacaklardır. Âgâh olun ki; şüphesiz onlar (var ya); ancak onlar (her şeyi bilen Zâtın huzûrunda dahî yalan söylemeye cesâret edecek kadar yalanda zirveye ulaşmış) o yalan söyleyenlerin ta kendisidir.
19﴿ Şeytan onlara gâlip gelmiştir (ve onları kendi hükmü altına alarak istîlâ etmiştir) sonra onlara Allâh’ı zikr(etmey)i unutturmuştur. (Habîbim!) İşte sana! Onlar ancak şeytanın hızbidir (ve fırkasıdır). Dikkat edin ki; şüphesiz o şeytanın taraftarları (var ya), ancak onlar (sonsuz nîmet yerine ebedî azâbı tercih ederek en büyük zarar ve) hüsrâna uğramış olan kimselerin ta kendisidir.
20﴿ Şüphesiz o kimseler ki; Allâh’a ve Rasûlüne (isyân ederek) muhâlefet etmektedirler; (Habîbim!) İşte sana! Onlar en alçak kimseler içerisindedir(ler). (Hasımları olan Allâh’ın izzet ve azameti nâmütenâhî olduğu ölçüde, bunların zillet ve hakāreti de sonsuzdur.)
21﴿ Allâh (tâ ezelde şu karârı kesinleştirip, daha sonra Levh-i Mahfûz’a) yazmıştır ki; andolsun Ben, elbette Ben gâlip geleceğim, rasüllerim de (düşmanlarına gâlip gelecekler). Şüphesiz ki Allâh, (peygamberlerine yardım etmeye son derece güçlü olan bir) Kaviyy’dir, (hiç yenilmeyen yegâne) Azîz’dir. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Allâh-u Te‘âlâ’nın, rasüllerine vaad ettiği bu gâlibiyet ya delillerinin düşmanlarını âciz bırakacak kadar güçlü olması veyâ kılıç kullanarak kâfirleri mağlup etmeleri yoluyla gerçekleşecektir.
سُورَةُ الْمُجَادَلَةِ
الجزء ٢٨
٥٤٣
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَةًۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاَطْهَرُۜ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿١٢
ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍۜ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ﴿١٣
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿١٤
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًاۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٥
اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ﴿١٦
لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿١٧
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ ﴿١٨
اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿١٩
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْاَذَلّ۪ينَ ﴿٢٠
كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا۬ وَرُسُل۪يۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ ﴿٢١
Mücâdele Sûresi
543
Cuz 28
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَةًۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاَطْهَرُۜ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿١٢
12﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! O Rasûl’e gizlice bir şey arz et(mek iste)diğiniz zaman, o gizli konuşmanızın öncesinde (fakirlere) bir sadaka takdîm edin (ki, böylece peygambere verdiğiniz değer ortaya çıksın, fakirler faydalansın, aşırı sorular karşısında Habîbim rahatsız olmasın, samîmi olanla münâfık seçilsin ve âhireti sevenle dünyâya meyleden belli olsun). (Ey mümin!) İşte sana! Bu (şekilde sadaka vermeniz) sizin için (cimrilikten) daha iyidir ve (kalplerinizi mal sevgisi gibi günahlardan) daha ziyâde temizleyicidir. Ama eğer (verecek bir şey) bulamadıysanız, şüphesiz ki Allâh (çok bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (ziyâde acıyan bir) Rahîm’dir. (Dolayısıyla imkânı olmayanlara sadaka vermeden de soru sorma ruhsatı vermiştir.)
ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍۜ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ﴿١٣
13﴿ (Ey imkân sâhipleri!) Gizli konuşmalarınızın öncesinde birtakım sadakalar takdîm etmenizden (niye çekindiniz? Yoksa şeytanın fakirlik tehdîdine aldandığınız için) mi korktunuz?! Mâdemki (bunu) yapmadınız, zâten Allâh da size karşı (bu hükümden) rücû etmiştir, öyleyse o (farz) namaz(lar)ı hakkıyla edâ (etmeye devâm) edin, zekâtı da ver(meye devâm ed)in ve (her konuda) Allâh’a da, Rasûlüne de itâat(ta sebât) edin (ki, böylece bu husustaki eksikliğinizi telâfî edebilesiniz). Zâten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿١٤
14﴿ (Habîbim!) Bakmadın mı o (münâfık) kimselere ki; Allâh’ın kendilerine gazap etmiş olduğu bir toplum (olan Yahûdî ulusun)u dost edinmiştirler. (Ey müminler!) O (münâfık ola)nlar sizden olmadı(lar), onlardan da olmadı(lar). (Bilakis sizinle Yahûdîler arasında kararsız durumdadırlar.) Bir de onlar (kendilerinin yalancı olduklarını) bildikleri hâlde (“Müslümanız” diyerek) yalan üzerine yemîn ederler.
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًاۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٥
15﴿ Allâh onlara çok şiddetli olan büyük bir azap hazırlamıştır. Şüphesiz onlar (var ya); sürekli yapar oldukları şeyler ne kötü olmuştur! (Böylece onlar evvelden beri kötü amellere alıştıkları için, yalan yere yemîni de hafife almışlardır.)
اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ﴿١٦
16﴿ O (münâfık ola)nlar (kanlarını ve mallarını korumak için) yeminlerini bir kalkan edindiler de, bu sebeple (Müslüman görünerek kazandıkları güvenlik sâyesinde Müslümanları) Allâh’ın yolunda (cihatta bulunmakta)n engelle(me gayreti içine gir)diler. Artık özellikle onlar için ziyâde alçak edici çok büyük bir azap vardır!
لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿١٧
17﴿ O (münâfık ola)nların malları Allâh(ın azâbın)dan hiçbir şeyi onlardan aslâ defedemeyecektir, çocukları da (defedici) olamaz. (Habîbim!) İşte sana! Onlar ancak o (cehennem) ateşin(in) ashâbı (ve ayrılmaz arkadaşları)dır. Onlar onun içerisinde (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcı kimselerdir.
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ ﴿١٨
18﴿ (Habîbim!) Allâh’ın onları topluca dirilteceği (o korkunç) günü (onlara anlat) ki, onlar (bugün) size (“Müslümanız” diye yalan yere) yemîn etmekte oldukları gibi, (o gün de: “Rabbimiz olan Allâh’a yemîn olsun ki, biz müşrik kimseler değildik” diye) O (Allâh-u Azîmüşşâ)na da yemîn edeceklerdir. Böylece onlar (âhirette yapacakları yalan yeminlerle) kendilerinin gerçekten (dünyâda olduğu gibi, fayda kazandıracak ya da zararı savuşturacak) bir şey üzere bulunduklarını sanacaklardır. Âgâh olun ki; şüphesiz onlar (var ya); ancak onlar (her şeyi bilen Zâtın huzûrunda dahî yalan söylemeye cesâret edecek kadar yalanda zirveye ulaşmış) o yalan söyleyenlerin ta kendisidir.
اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿١٩
19﴿ Şeytan onlara gâlip gelmiştir (ve onları kendi hükmü altına alarak istîlâ etmiştir) sonra onlara Allâh’ı zikr(etmey)i unutturmuştur. (Habîbim!) İşte sana! Onlar ancak şeytanın hızbidir (ve fırkasıdır). Dikkat edin ki; şüphesiz o şeytanın taraftarları (var ya), ancak onlar (sonsuz nîmet yerine ebedî azâbı tercih ederek en büyük zarar ve) hüsrâna uğramış olan kimselerin ta kendisidir.
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْاَذَلّ۪ينَ ﴿٢٠
20﴿ Şüphesiz o kimseler ki; Allâh’a ve Rasûlüne (isyân ederek) muhâlefet etmektedirler; (Habîbim!) İşte sana! Onlar en alçak kimseler içerisindedir(ler). (Hasımları olan Allâh’ın izzet ve azameti nâmütenâhî olduğu ölçüde, bunların zillet ve hakāreti de sonsuzdur.)
كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا۬ وَرُسُل۪يۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ ﴿٢١
21﴿ Allâh (tâ ezelde şu karârı kesinleştirip, daha sonra Levh-i Mahfûz’a) yazmıştır ki; andolsun Ben, elbette Ben gâlip geleceğim, rasüllerim de (düşmanlarına gâlip gelecekler). Şüphesiz ki Allâh, (peygamberlerine yardım etmeye son derece güçlü olan bir) Kaviyy’dir, (hiç yenilmeyen yegâne) Azîz’dir. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Allâh-u Te‘âlâ’nın, rasüllerine vaad ettiği bu gâlibiyet ya delillerinin düşmanlarını âciz bırakacak kadar güçlü olması veyâ kılıç kullanarak kâfirleri mağlup etmeleri yoluyla gerçekleşecektir.