v02.01.25 Geliştirme Notları
Yûsuf Sûresi
235
Cuz 12
5﴿ (Oğlunun bu rüyâsını dinleyen Ya‘kûb (Aleyhisselâm) evvelâ onu kıskançlık nedeniyle kardeşlerinden gelecek bir tehlikeye karşı uyarmak, sonra da rüyâsını tâbir etmek üzere) dedi ki: “Ey oğulcuğum! (Görmüş olduğun bu) rüyânı kardeşlerine anlatma; sonra sana (korunamayacağın şekilde) büyük bir tuzak kurarak hîle yaparlar. Şüphesiz ki şeytan, özellikle insan için çok açık bir düşmandır. (Dolayısıyla nübüvvet evinde yetişmiş olsalar da şeytan devreye girerek kardeşlerinde sana karşı bir kıskançlığın gelişmesine sebep olup onları bir yanlışa sevk edebilir.)
6﴿ (Ey Yûsuf!) İşte sana! Böylece Rabbin (göstermiş olduğu rüyâ ile de bildirdiği üzere) seni (peygamberlik için) seçiyor, sana (insanların rüyâlarında görüp etkilendiği) o haberlerin (ne şekilde gerçekleşeceğini bildiren tâbir ve) te’vîlinden (önemli ve işe yarayacak) bir kısmını öğretiyor, sana da, Ya‘kûb âilesine de (tüm istenmedik şeylerden kurtuluş vererek iki cihanda da) nîmetini tamamlıyor. Nitekim daha önce iki baban İbrâhîm ve İshâk’a da onu tamamlamıştı. Gerçekten senin Rabbin (kimlerin yüksek makamlara seçilmeyi hak ettiğini çok iyi bilen bir) Alîm’dir, (her şeyi gereğince ve yerli yerince yapan bir) Hakîm’dir.”
7﴿ Andolsun ki; elbette Yûsuf’ta ve kardeşlerin(in başlarına gelenler)de, (onların kıssalarını) soranlar için /(ibret almak üzere âyet) isteyenler için/ (Allâh-u Te‘âlâ’nın kāhir gücüne ve bâhir hikmetine delâlet eden) pek çok ve çok büyük âyet (ve alâmet)ler vardı.
8﴿ (Habîbim!) O zamânı (anlat) ki; onlar (aralarında konuşurlarken şöyle) demişlerdi: “Elbette Yûsuf ve (ana-baba bir) kardeşi (olan Bünyâmîn) babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz birbirine sıkıca bağlı güçlü bir cemâatiz. (Dolayısıyla ona hizmet etme ve fayda sağlama imkânına sâhibiz, onlarsa bu vasıflardan uzaktırlar.) Gerçekten de babamız (sevgide onları bize tercih ettiği için) elbette (herkese gereken değeri verme husûsunda) çok açık bir hatâ içerisindedir.
9﴿ (Bu konuda görüş birliğine varan kardeşler Yûsuf (Aleyhisselâm)dan kurtulma çâreleri üretme husûsunda ihtilâfa düştüler, kimi dedi ki:) Yûsuf’u öldürün ya da onu belirsiz bir yere at(ıp kaç)ın ki babanızın yüzü yalnız size kalsın (ve böylece o artık tümüyle size yönelsin de başkasına bir iltifâtı kalmasın). Onun (ortadan kalkmasının) ardından siz (yaptığınız bu günahtan tevbe ederek) yine (Allâh nezdinde de babanız katında da iyi ve) sâlih kimseler olan bir toplum olursunuz.”
10﴿ İçlerinden (en insaflı olan fakat onları caydıramayacağını anladığı için en az zararı öneren) bir söz sâhibi: “Yûsuf’u öldürmeyin ama (illâki bir şey yapacaksanız) onu bir kuyunun derin yerine bırakın ki kāfilenin biri korumak üzere onu alsın. (Böylece o sizden çok uzak olacağından tüm izleri silinmiş olur, ona da bir zarar dokunmadan siz kurtulmuş olursunuz.) Eğer (onu babasından ayıracak bir işlem) yapacak kimseler olduysanız (benim bu görüşüme göre hareket edin, daha ileri gitmeyin)” dedi.
11﴿ (Aralarında bu karârı tertipleyip tatbik sahasına çıkarma teşebbüsüne giren kardeşler, babalarını da bu konuda râzı etme gâyesiyle aralarında bulunan soy ve kardeşlik bağını öne çıkararak) dediler ki: “Ey bizim babamız! Sana ne oluyor da Yûsuf’a karşı bize güvenmiyorsun?! Oysa muhakkak ki (sen bizim babamızsın, o da bizim kardeşimizdir. Bu yüzden) biz özellikle onun için elbette iyilik dileyen kimseleriz.
12﴿ Yarın onu bizimle birlikte (kırlara) gönder de bolca yiyip içsin ve (bizimle yarışıp ok atışarak eğlenip) oynasın. Şüphesiz ki biz onu elbette îtinâ ile koruyucularız.”
13﴿ (Onların bu konuşmalarına karşı Ya‘kûb (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Gerçekten de ben, elbette (onu çok sevdiğimden ve onsuz duramadığımdan) onu götürmeniz beni mahzun eder. Ayrıca ben (görmüş olduğum bir rüyâdan etkilendiğim için), siz özellikle ondan (ayrı bir yerde oyalanıp ondan) gâfil kimselerken bir kurdun onu(n üzerine saldırarak kendisini) yemesinden korkmaktayım.”
14﴿ Dediler ki: “Andolsun; biz birbirine sıkıca bağlı güçlü bir cemâat iken onu kurt yiyecek olursa, o takdirde hiç şüphesiz ki biz elbette (en değerli varlıklarını) kaybeden (ve bu yüzden aldanmışlığı ve güçsüzlüğü îtirâfa mecbur olan) kimseleriz (demektir).”
سُورَةُ يُوسُفَ
الجزء ١٢
٢٣٥
قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَك۪يدُوا لَكَ كَيْدًاۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ﴿٥
وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ﴿٦
لَقَدْ كَانَ ف۪ي يُوسُفَ وَاِخْوَتِه۪ٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِل۪ينَ ﴿٧
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ ﴿٨
اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَب۪يكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِه۪ قَوْمًا صَالِح۪ينَ ﴿٩
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ﴿١٠
قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ ﴿١١
اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ﴿١٢
قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ﴿١٣
قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّٓا اِذًا لَخَاسِرُونَ ﴿١٤
Yûsuf Sûresi
235
Cuz 12
قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَك۪يدُوا لَكَ كَيْدًاۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ﴿٥
5﴿ (Oğlunun bu rüyâsını dinleyen Ya‘kûb (Aleyhisselâm) evvelâ onu kıskançlık nedeniyle kardeşlerinden gelecek bir tehlikeye karşı uyarmak, sonra da rüyâsını tâbir etmek üzere) dedi ki: “Ey oğulcuğum! (Görmüş olduğun bu) rüyânı kardeşlerine anlatma; sonra sana (korunamayacağın şekilde) büyük bir tuzak kurarak hîle yaparlar. Şüphesiz ki şeytan, özellikle insan için çok açık bir düşmandır. (Dolayısıyla nübüvvet evinde yetişmiş olsalar da şeytan devreye girerek kardeşlerinde sana karşı bir kıskançlığın gelişmesine sebep olup onları bir yanlışa sevk edebilir.)
وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ﴿٦
6﴿ (Ey Yûsuf!) İşte sana! Böylece Rabbin (göstermiş olduğu rüyâ ile de bildirdiği üzere) seni (peygamberlik için) seçiyor, sana (insanların rüyâlarında görüp etkilendiği) o haberlerin (ne şekilde gerçekleşeceğini bildiren tâbir ve) te’vîlinden (önemli ve işe yarayacak) bir kısmını öğretiyor, sana da, Ya‘kûb âilesine de (tüm istenmedik şeylerden kurtuluş vererek iki cihanda da) nîmetini tamamlıyor. Nitekim daha önce iki baban İbrâhîm ve İshâk’a da onu tamamlamıştı. Gerçekten senin Rabbin (kimlerin yüksek makamlara seçilmeyi hak ettiğini çok iyi bilen bir) Alîm’dir, (her şeyi gereğince ve yerli yerince yapan bir) Hakîm’dir.”
لَقَدْ كَانَ ف۪ي يُوسُفَ وَاِخْوَتِه۪ٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِل۪ينَ ﴿٧
7﴿ Andolsun ki; elbette Yûsuf’ta ve kardeşlerin(in başlarına gelenler)de, (onların kıssalarını) soranlar için /(ibret almak üzere âyet) isteyenler için/ (Allâh-u Te‘âlâ’nın kāhir gücüne ve bâhir hikmetine delâlet eden) pek çok ve çok büyük âyet (ve alâmet)ler vardı.
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ ﴿٨
8﴿ (Habîbim!) O zamânı (anlat) ki; onlar (aralarında konuşurlarken şöyle) demişlerdi: “Elbette Yûsuf ve (ana-baba bir) kardeşi (olan Bünyâmîn) babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz birbirine sıkıca bağlı güçlü bir cemâatiz. (Dolayısıyla ona hizmet etme ve fayda sağlama imkânına sâhibiz, onlarsa bu vasıflardan uzaktırlar.) Gerçekten de babamız (sevgide onları bize tercih ettiği için) elbette (herkese gereken değeri verme husûsunda) çok açık bir hatâ içerisindedir.
اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَب۪يكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِه۪ قَوْمًا صَالِح۪ينَ ﴿٩
9﴿ (Bu konuda görüş birliğine varan kardeşler Yûsuf (Aleyhisselâm)dan kurtulma çâreleri üretme husûsunda ihtilâfa düştüler, kimi dedi ki:) Yûsuf’u öldürün ya da onu belirsiz bir yere at(ıp kaç)ın ki babanızın yüzü yalnız size kalsın (ve böylece o artık tümüyle size yönelsin de başkasına bir iltifâtı kalmasın). Onun (ortadan kalkmasının) ardından siz (yaptığınız bu günahtan tevbe ederek) yine (Allâh nezdinde de babanız katında da iyi ve) sâlih kimseler olan bir toplum olursunuz.”
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ﴿١٠
10﴿ İçlerinden (en insaflı olan fakat onları caydıramayacağını anladığı için en az zararı öneren) bir söz sâhibi: “Yûsuf’u öldürmeyin ama (illâki bir şey yapacaksanız) onu bir kuyunun derin yerine bırakın ki kāfilenin biri korumak üzere onu alsın. (Böylece o sizden çok uzak olacağından tüm izleri silinmiş olur, ona da bir zarar dokunmadan siz kurtulmuş olursunuz.) Eğer (onu babasından ayıracak bir işlem) yapacak kimseler olduysanız (benim bu görüşüme göre hareket edin, daha ileri gitmeyin)” dedi.
قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ ﴿١١
11﴿ (Aralarında bu karârı tertipleyip tatbik sahasına çıkarma teşebbüsüne giren kardeşler, babalarını da bu konuda râzı etme gâyesiyle aralarında bulunan soy ve kardeşlik bağını öne çıkararak) dediler ki: “Ey bizim babamız! Sana ne oluyor da Yûsuf’a karşı bize güvenmiyorsun?! Oysa muhakkak ki (sen bizim babamızsın, o da bizim kardeşimizdir. Bu yüzden) biz özellikle onun için elbette iyilik dileyen kimseleriz.
اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ﴿١٢
12﴿ Yarın onu bizimle birlikte (kırlara) gönder de bolca yiyip içsin ve (bizimle yarışıp ok atışarak eğlenip) oynasın. Şüphesiz ki biz onu elbette îtinâ ile koruyucularız.”
قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ﴿١٣
13﴿ (Onların bu konuşmalarına karşı Ya‘kûb (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Gerçekten de ben, elbette (onu çok sevdiğimden ve onsuz duramadığımdan) onu götürmeniz beni mahzun eder. Ayrıca ben (görmüş olduğum bir rüyâdan etkilendiğim için), siz özellikle ondan (ayrı bir yerde oyalanıp ondan) gâfil kimselerken bir kurdun onu(n üzerine saldırarak kendisini) yemesinden korkmaktayım.”
قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّٓا اِذًا لَخَاسِرُونَ ﴿١٤
14﴿ Dediler ki: “Andolsun; biz birbirine sıkıca bağlı güçlü bir cemâat iken onu kurt yiyecek olursa, o takdirde hiç şüphesiz ki biz elbette (en değerli varlıklarını) kaybeden (ve bu yüzden aldanmışlığı ve güçsüzlüğü îtirâfa mecbur olan) kimseleriz (demektir).”