v02.01.25 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
226
Cuz 12
46﴿ (Allâh-u Te‘âlâ) buyurdu ki: “Ey Nûh! Şu muhakkak ki o (oğlun), senin (dîninin) ehlinden değildir. Şüphesiz ki o(nun tüm işleri), sâlih olmayan (şeyler olduğundan, artık büsbütün kendisi bozuk) bir amel (hâline gelmiş)dir. /Şüphesiz ki bu (şekilde duâ yapman), sâlih (uygun ve câiz) olmayan bir ameldir./ Artık (doğru bir istek olup olmadığı) hakkında senin için hiçbir bilgi bulunmayan bir şeyi Benden isteme. Muhakkak ki Ben, (bu gibi isteklerin uygunsuzluğunu) bilmeyenlerden olursun (da, onlar gibi hikmete muvâfık düşmeyen duâlarda bulunursun) diye (bir daha böyle bir şey yapmaman için) sana vaaz ediyorum.”
47﴿ (Rabbinin bu nasîhatini kabûl eden Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Muhakkak ben, kendisi(ni istememin doğru olup olmayacağı) hakkında benim için hiçbir ilim bulunmayan bir şeyi Senden istememden Sana sığınıyorum. Eğer benim için (bu uygunsuz isteğimi) mağfirette bulunmazsan ve bana acı(yıp da makbul bir tevbe nasip etmezsen, bir de beni benzeri bir yanılgıya düşmekten koru)mazsan, (şüphesiz ki) ben (zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan olurum.” Nûh (Aleyhisselâm)ın bu sığınması, aslında âhirette amel bakımından zarara düşenlerden olmaması için yapmış olduğu bir taleptir. Zîrâ düşmanların helâki ve dostların kurtuluşuyla ilgili böyle bir nîmete şükredecek yerde, gaflete düşüp yararsız şeylerle meşgul olmak, hele de kötü amele sâhip olduğu bildirilen bir kişinin kurtuluşu için duâ ile uğraşmak, hiç şüphesiz ki kâr getirmeyecek ve açıkça zarara sevk edecek bir muâmeledir.
48﴿ (Gemiden inme zamânı gelince Allâh-u Te‘âlâ tarafından) buyruldu ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte olan ümmetlere Bizden bir selâm (ve boğulmak gibi âfetlerden selâmet müjdesi) ve (hem nesline, hem de rızkına) bereketler (vaadi) ile (o gemiden) in! (Senin neslinden gelecek) birtakım (kâfir) ümmetler ise, yakında onları (yaratıp, sınırlı bir zaman bol rızıklarla) rahatça yaşatacağız sonra da (âhirette) çok acı verici büyük bir azap Bizden onlara dokunacaktır.”
49﴿ (Habîbim!) İşte sana! Bu (anlatıla)nlar, (senin döneminde kimsenin bilip anlatamayacağı) gayb haberlerindendir ki onları sana Biz vahyetmekteyiz. Sen işte bu (Kur’â)ndan önce onları bilmekte değildin, kavmin de (bunlardan haberdâr) değildi. Öyleyse (Nûh (Aleyhisselâm) sabrettiği gibi, risâleti tebliğdeki zorluklara ve kavminin eziyetlerine karşı) sen (de) sabret! Şüphesiz ki (dünyâda gâlibiyet, âhirette de cennetle sonuçlanacak) o (güzel) âkıbet (şirkten ve inkârdan sakınan) takvâ sâhiplerine âittir.
50﴿ Âd (toplumun)a da (soyca) kardeşleri Hûd’u (peygamber olarak gönderdik). O (elçilik vazîfesini alır almaz onlara) dedi ki: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Siz (hiçbir ilme dayanmayan) ancak (evvelce yontup yaptığınız sonra da taptığınız bu faydasız ve zararsız putları, kendilerine tapınılma husûsunda Allâh-u Te‘âlâ’ya ortak ederek sonra da onları Allâh nezdinde şefâatçiler îlân ederek) iftirâda bulunan kimselersiniz.
51﴿ Ey kavmim! O (tebliğin size ulaştırılması)na karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrim (ve mükâfâtım) ancak, beni yaratmış olan O Zâta âittir. Hâlâ (akıllarınızı kullanıp da, kimin haklı, kimin haksız ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunu) anlamayacak mısınız?!
52﴿ Bir de ey kavmim! (Îmân ederek) Rabbinizden bağışlanma isteyin. Sonra da (evvelce işlemiş olduğunuz şirk koşma günahınızdan) O’na tevbe edin ki, göğü(n yağmurunu) üzerinize bolca akar vaziyette salsın ve (olanca) kuvvetinizle birlikte kuvvetinizi artırsın. Ama siz (şirk ve inkâr günahında ısrâr eden) suçlu kimseler olarak (benim bu dâvetimden) yüz çevirmeyin.”
53﴿ (Bu etkili nasîhatlere rağmen onlar aşırı inatları yüzünden) dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize (dâvânın doğruluğuna delâlet eder nitelikte) hiçbir açık delil getirmedin. Zâten biz senin sözünden sebep ilâhlarımız(a tapmay)ı aslâ bırakıcı kimseler değiliz. Biz aslâ sana îmân edecek kişiler de değiliz.
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٢٦
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ﴿٤٦
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ ل۪ي وَتَرْحَمْن۪ٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿٤٧
ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿٤٨
تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ﴿٤٩
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ ﴿٥٠
يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿٥١
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ ﴿٥٢
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِك۪ٓي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِن۪ينَ ﴿٥٣
Hûd Sûresi
226
Cuz 12
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ﴿٤٦
46﴿ (Allâh-u Te‘âlâ) buyurdu ki: “Ey Nûh! Şu muhakkak ki o (oğlun), senin (dîninin) ehlinden değildir. Şüphesiz ki o(nun tüm işleri), sâlih olmayan (şeyler olduğundan, artık büsbütün kendisi bozuk) bir amel (hâline gelmiş)dir. /Şüphesiz ki bu (şekilde duâ yapman), sâlih (uygun ve câiz) olmayan bir ameldir./ Artık (doğru bir istek olup olmadığı) hakkında senin için hiçbir bilgi bulunmayan bir şeyi Benden isteme. Muhakkak ki Ben, (bu gibi isteklerin uygunsuzluğunu) bilmeyenlerden olursun (da, onlar gibi hikmete muvâfık düşmeyen duâlarda bulunursun) diye (bir daha böyle bir şey yapmaman için) sana vaaz ediyorum.”
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ ل۪ي وَتَرْحَمْن۪ٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿٤٧
47﴿ (Rabbinin bu nasîhatini kabûl eden Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Muhakkak ben, kendisi(ni istememin doğru olup olmayacağı) hakkında benim için hiçbir ilim bulunmayan bir şeyi Senden istememden Sana sığınıyorum. Eğer benim için (bu uygunsuz isteğimi) mağfirette bulunmazsan ve bana acı(yıp da makbul bir tevbe nasip etmezsen, bir de beni benzeri bir yanılgıya düşmekten koru)mazsan, (şüphesiz ki) ben (zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan olurum.” Nûh (Aleyhisselâm)ın bu sığınması, aslında âhirette amel bakımından zarara düşenlerden olmaması için yapmış olduğu bir taleptir. Zîrâ düşmanların helâki ve dostların kurtuluşuyla ilgili böyle bir nîmete şükredecek yerde, gaflete düşüp yararsız şeylerle meşgul olmak, hele de kötü amele sâhip olduğu bildirilen bir kişinin kurtuluşu için duâ ile uğraşmak, hiç şüphesiz ki kâr getirmeyecek ve açıkça zarara sevk edecek bir muâmeledir.
ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿٤٨
48﴿ (Gemiden inme zamânı gelince Allâh-u Te‘âlâ tarafından) buyruldu ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte olan ümmetlere Bizden bir selâm (ve boğulmak gibi âfetlerden selâmet müjdesi) ve (hem nesline, hem de rızkına) bereketler (vaadi) ile (o gemiden) in! (Senin neslinden gelecek) birtakım (kâfir) ümmetler ise, yakında onları (yaratıp, sınırlı bir zaman bol rızıklarla) rahatça yaşatacağız sonra da (âhirette) çok acı verici büyük bir azap Bizden onlara dokunacaktır.”
تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ﴿٤٩
49﴿ (Habîbim!) İşte sana! Bu (anlatıla)nlar, (senin döneminde kimsenin bilip anlatamayacağı) gayb haberlerindendir ki onları sana Biz vahyetmekteyiz. Sen işte bu (Kur’â)ndan önce onları bilmekte değildin, kavmin de (bunlardan haberdâr) değildi. Öyleyse (Nûh (Aleyhisselâm) sabrettiği gibi, risâleti tebliğdeki zorluklara ve kavminin eziyetlerine karşı) sen (de) sabret! Şüphesiz ki (dünyâda gâlibiyet, âhirette de cennetle sonuçlanacak) o (güzel) âkıbet (şirkten ve inkârdan sakınan) takvâ sâhiplerine âittir.
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ ﴿٥٠
50﴿ Âd (toplumun)a da (soyca) kardeşleri Hûd’u (peygamber olarak gönderdik). O (elçilik vazîfesini alır almaz onlara) dedi ki: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Siz (hiçbir ilme dayanmayan) ancak (evvelce yontup yaptığınız sonra da taptığınız bu faydasız ve zararsız putları, kendilerine tapınılma husûsunda Allâh-u Te‘âlâ’ya ortak ederek sonra da onları Allâh nezdinde şefâatçiler îlân ederek) iftirâda bulunan kimselersiniz.
يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿٥١
51﴿ Ey kavmim! O (tebliğin size ulaştırılması)na karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrim (ve mükâfâtım) ancak, beni yaratmış olan O Zâta âittir. Hâlâ (akıllarınızı kullanıp da, kimin haklı, kimin haksız ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunu) anlamayacak mısınız?!
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ ﴿٥٢
52﴿ Bir de ey kavmim! (Îmân ederek) Rabbinizden bağışlanma isteyin. Sonra da (evvelce işlemiş olduğunuz şirk koşma günahınızdan) O’na tevbe edin ki, göğü(n yağmurunu) üzerinize bolca akar vaziyette salsın ve (olanca) kuvvetinizle birlikte kuvvetinizi artırsın. Ama siz (şirk ve inkâr günahında ısrâr eden) suçlu kimseler olarak (benim bu dâvetimden) yüz çevirmeyin.”
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِك۪ٓي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِن۪ينَ ﴿٥٣
53﴿ (Bu etkili nasîhatlere rağmen onlar aşırı inatları yüzünden) dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize (dâvânın doğruluğuna delâlet eder nitelikte) hiçbir açık delil getirmedin. Zâten biz senin sözünden sebep ilâhlarımız(a tapmay)ı aslâ bırakıcı kimseler değiliz. Biz aslâ sana îmân edecek kişiler de değiliz.