v02.01.25 Geliştirme Notları
A`râf Sûresi
157
Cuz 8
58﴿ (Toprağı verimli ve) tertemiz beldeye var ya; onun bitkileri Rabbinin izni (ve dilemesi) ile (güzel ve bolca) çıkar. Ama o (toprak) ki (çorak ve) pis olmuştur, (ondan da) pek az ve faydasız olandan başka (mahsul) çıkmaz. (Ey îmân eden kişi!) İşte sana! Biz kendileri (Allâh-u Te‘âlâ’nın nîmetlerine) şükretmekte olan (îmânlı) bir toplum için bu âyetleri böylece (misallerle süsleyip) bir üsluptan diğerine çevirerek açıklıyoruz.
59﴿ Andolsun ki; şüphesiz Biz Nûh’u kavmine rasûl olarak gönderdik, o da hemen: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Muhakkak ki ben (Allâh’tan gayrine ibâdet ederseniz) sizin üzerinize (gelecek) pek büyük bir günün azâbından korkmaktayım” dedi. Beyzâvî, Nesefî ve Âlûsî tefsirlerinde zikredildiğine göre; Nûh (Aleyhisselâm) İdrîs (Aleyhisselâm)dan sonra gönderilen ilk peygamberdir. Zâten İdrîs (Aleyhisselâm) onun büyük dedesidir, nitekim nesebi Lemek oğlu Mettûşelah oğlu Ehnûh olarak geçmektedir ki, Ehnûh; İdrîs (Aleyhisselâm)ın ismidir. İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyet edildiğine göre; Nûh (Aleyhisselâm) kırk yaşında peygamber olarak gönderilmiştir. Dokuz yüz elli sene kavmi içerisinde tebliğ ve dâvetle meşgul olduysa da, sekiz veyâ seksen arası bir azınlık dışında kendisine îmân eden olmamıştır. Hanımı kendisine inanmayanlar arasında bulunmuş ve dâimâ onu delilikle suçlamıştır. Ken‘ân isimli oğlu da kâfirlerden olmuştur. Sâm, Hâm ve Yâfes adındaki üç oğlu ise eşleriyle birlikte îmân şerefine nâil olanlardan ve gemide kurtuluşa erenlerden olmuşlardır. Kavmi içerisinde o güne kadar îmân etmiş olanlar dışında kimsenin kendisine îmân etmeyeceğine dâir Allâh-u Te‘âlâ’dan almış olduğu vahiy netîcesinde Nûh (Aleyhisselâm) Nûh Sûresi’nde geçen bedduâsını yapmış ve böylece tüm dünyâ tûfana gark edilerek yeryüzünde gezip dolaşan bir kâfir dahî sağ bırakılmamıştır. Daha sonra dünyâ halkı Nûh (Aleyhisselâm)ın üç oğlundan türediği için ona: “Beşerin ikinci babası” lakabı verilmiştir. Kendisi tûfandan sonra da iki yüz elli sene yaşamıştır. Bu hususta farklı rivâyetler de mevcuttur.
60﴿ (Nûh’un) kavminden ileri gelenler (onun bu nasîhatlerine karşı): “Şüphesiz ki biz seni elbette (hak yoldan) apaçık bir sapkınlık içinde görmekteyiz” dedi(ler).
61﴿ (Nûh (Aleyhisselâm) onların bu sözüne karşılık) dedi ki: “Ey kavmim! Bende en ufak bir sapkınlık yoktur. Velâkin ben âlemlerin Rabbinden (size gönderilen) bir rasûlüm (ve O’nun elçisi olduğum için her bakımdan tam bir hidâyet üzereyim).
62﴿ Ben size Rabbimin vahiylerini ulaştırıyorum, sizin için sırf iyilik istiyorum ve Allâh(ın üstün kudretine ve şiddetli azâbına delâlet eden sıfatların)dan öyle şeyler biliyorum ki, siz (onları) bilemezsiniz.
63﴿ Yoksa siz (şirkten ve günahlardan hakkıyla sakınarak) takvâ sâhibi olasınız ve (bu vesîleyle Allâh tarafından) merhamet olunasınız diye içinizden çok değerli bir adama sizi uyarması için çok kıymetli bir vaaz (ve nasîhat)ın Rabbinizden size gelmiş olmasına mı şaşırdınız?!”
64﴿ Artık (bunca vaaz-u nasîhatlere rağmen) onlar onu yalanladılar da, netîcede Biz onu ve o gemide berâberinde bulunan kimseleri kurtardık, âyetlerimizi yalanlamış olan kimseleri ise suyla boğduk. Çünkü gerçekten de onlar (kalp gözleri) körler olan (bu nedenle îmân etmeyen) bir toplum idiler.
65﴿ Âd (toplumun)a da (soyca) kardeşleri (olan) Hûd’u (peygamber olarak gönderdik). O dedi ki: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. (Nûh kavminin helâkini bildiğiniz hâlde) hâlâ (gafleti sürdürüp de Allâh’ın azâbından) sakınmayacak mısınız?!” Âd kavmi Nûh (Aleyhisselâm)ın kavmine yakın bir zaman diliminde yaşadıkları için ve henüz izleri silinmemiş olan tûfan felâketinde helâk edilenlerin başına gelenleri iyi bildiklerinden, Hûd (Aleyhisselâm) kendilerini Allâh’ın azâbından sakınmaya dâvet etmiştir.
66﴿ Kavmi içerisinden ileri gelen o kâfir olmuş kimseler (ise Hûd (Aleyhisselâm)ın bu vaazlarına karşı): “(Atalarının dînini bıraktığın için) gerçekten biz seni elbette bir anlayış kıtlığı içinde görmekteyiz ve muhakkak biz seni (peygamberlik iddianda) elbette yalancılardan sanmaktayız” dedi(ler). Hûd (Aleyhisselâm)ın, kavmiyle olan kardeşliği dînî yönden olmayıp nesep îtibârıyladır. Nûh (Aleyhisselâm)ın oğlu Sâm ile arasında iki baba bulunan Hûd (Aleyhisselâm) Yemen’de bulunan Ehkāf adındaki kum tepelerine yerleşmiş olan Âd kavmine peygamber olarak gönderilmişti. Onlar eşi benzeri yaratılmamış bir güce ve yapıya sâhiptiler. Kavminin eşrâfı içerisinde Mersid ibnü Sa‘d gibi müminler bulunduğu için Allâh-u Te‘âlâ burada bir ayırım gözeterek, kâfir olan toplumun sözünden bahsetmiştir. Nûh (Aleyhisselâm)ın kavminin eşrâfı içerisinde ise hiçbir mümin bulunmadığı için 60. âyet-i kerîmede, kâfir kaydı koymaksızın ulu kişilerin hepsinin inkâr sözünde birleştiklerini ifâde etmiştir.
67﴿ (Hûd (Aleyhisselâm)) o(nların bu sözlerine karşı) dedi ki: “Ey kavmim! Bende en ufak bir akıl kıtlığı yoktur. Velâkin ben âlemlerin Rabbinden (size gönderilen) bir rasûlüm (ve O’nun elçisi olduğum için her bakımdan tam bir hidâyet üzereyim).
سُورَةُ الْاَعْرَافِ
الجزء ٨
١٥٧
وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۚ وَالَّذ۪ي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ اِلَّا نَكِدًاۜ كَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ۟ ﴿٥٨
لَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿٥٩
قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٦٠
قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي ضَلَالَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٦١
اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿٦٢
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٦٣
فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَم۪ينَ۟ ﴿٦٤
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ﴿٦٥
قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ﴿٦٦
قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي سَفَاهَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٦٧
A`râf Sûresi
157
Cuz 8
وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۚ وَالَّذ۪ي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ اِلَّا نَكِدًاۜ كَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ۟ ﴿٥٨
58﴿ (Toprağı verimli ve) tertemiz beldeye var ya; onun bitkileri Rabbinin izni (ve dilemesi) ile (güzel ve bolca) çıkar. Ama o (toprak) ki (çorak ve) pis olmuştur, (ondan da) pek az ve faydasız olandan başka (mahsul) çıkmaz. (Ey îmân eden kişi!) İşte sana! Biz kendileri (Allâh-u Te‘âlâ’nın nîmetlerine) şükretmekte olan (îmânlı) bir toplum için bu âyetleri böylece (misallerle süsleyip) bir üsluptan diğerine çevirerek açıklıyoruz.
لَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿٥٩
59﴿ Andolsun ki; şüphesiz Biz Nûh’u kavmine rasûl olarak gönderdik, o da hemen: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Muhakkak ki ben (Allâh’tan gayrine ibâdet ederseniz) sizin üzerinize (gelecek) pek büyük bir günün azâbından korkmaktayım” dedi. Beyzâvî, Nesefî ve Âlûsî tefsirlerinde zikredildiğine göre; Nûh (Aleyhisselâm) İdrîs (Aleyhisselâm)dan sonra gönderilen ilk peygamberdir. Zâten İdrîs (Aleyhisselâm) onun büyük dedesidir, nitekim nesebi Lemek oğlu Mettûşelah oğlu Ehnûh olarak geçmektedir ki, Ehnûh; İdrîs (Aleyhisselâm)ın ismidir. İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyet edildiğine göre; Nûh (Aleyhisselâm) kırk yaşında peygamber olarak gönderilmiştir. Dokuz yüz elli sene kavmi içerisinde tebliğ ve dâvetle meşgul olduysa da, sekiz veyâ seksen arası bir azınlık dışında kendisine îmân eden olmamıştır. Hanımı kendisine inanmayanlar arasında bulunmuş ve dâimâ onu delilikle suçlamıştır. Ken‘ân isimli oğlu da kâfirlerden olmuştur. Sâm, Hâm ve Yâfes adındaki üç oğlu ise eşleriyle birlikte îmân şerefine nâil olanlardan ve gemide kurtuluşa erenlerden olmuşlardır. Kavmi içerisinde o güne kadar îmân etmiş olanlar dışında kimsenin kendisine îmân etmeyeceğine dâir Allâh-u Te‘âlâ’dan almış olduğu vahiy netîcesinde Nûh (Aleyhisselâm) Nûh Sûresi’nde geçen bedduâsını yapmış ve böylece tüm dünyâ tûfana gark edilerek yeryüzünde gezip dolaşan bir kâfir dahî sağ bırakılmamıştır. Daha sonra dünyâ halkı Nûh (Aleyhisselâm)ın üç oğlundan türediği için ona: “Beşerin ikinci babası” lakabı verilmiştir. Kendisi tûfandan sonra da iki yüz elli sene yaşamıştır. Bu hususta farklı rivâyetler de mevcuttur.
قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٦٠
60﴿ (Nûh’un) kavminden ileri gelenler (onun bu nasîhatlerine karşı): “Şüphesiz ki biz seni elbette (hak yoldan) apaçık bir sapkınlık içinde görmekteyiz” dedi(ler).
قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي ضَلَالَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٦١
61﴿ (Nûh (Aleyhisselâm) onların bu sözüne karşılık) dedi ki: “Ey kavmim! Bende en ufak bir sapkınlık yoktur. Velâkin ben âlemlerin Rabbinden (size gönderilen) bir rasûlüm (ve O’nun elçisi olduğum için her bakımdan tam bir hidâyet üzereyim).
اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿٦٢
62﴿ Ben size Rabbimin vahiylerini ulaştırıyorum, sizin için sırf iyilik istiyorum ve Allâh(ın üstün kudretine ve şiddetli azâbına delâlet eden sıfatların)dan öyle şeyler biliyorum ki, siz (onları) bilemezsiniz.
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٦٣
63﴿ Yoksa siz (şirkten ve günahlardan hakkıyla sakınarak) takvâ sâhibi olasınız ve (bu vesîleyle Allâh tarafından) merhamet olunasınız diye içinizden çok değerli bir adama sizi uyarması için çok kıymetli bir vaaz (ve nasîhat)ın Rabbinizden size gelmiş olmasına mı şaşırdınız?!”
فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَم۪ينَ۟ ﴿٦٤
64﴿ Artık (bunca vaaz-u nasîhatlere rağmen) onlar onu yalanladılar da, netîcede Biz onu ve o gemide berâberinde bulunan kimseleri kurtardık, âyetlerimizi yalanlamış olan kimseleri ise suyla boğduk. Çünkü gerçekten de onlar (kalp gözleri) körler olan (bu nedenle îmân etmeyen) bir toplum idiler.
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ﴿٦٥
65﴿ Âd (toplumun)a da (soyca) kardeşleri (olan) Hûd’u (peygamber olarak gönderdik). O dedi ki: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. (Nûh kavminin helâkini bildiğiniz hâlde) hâlâ (gafleti sürdürüp de Allâh’ın azâbından) sakınmayacak mısınız?!” Âd kavmi Nûh (Aleyhisselâm)ın kavmine yakın bir zaman diliminde yaşadıkları için ve henüz izleri silinmemiş olan tûfan felâketinde helâk edilenlerin başına gelenleri iyi bildiklerinden, Hûd (Aleyhisselâm) kendilerini Allâh’ın azâbından sakınmaya dâvet etmiştir.
قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ﴿٦٦
66﴿ Kavmi içerisinden ileri gelen o kâfir olmuş kimseler (ise Hûd (Aleyhisselâm)ın bu vaazlarına karşı): “(Atalarının dînini bıraktığın için) gerçekten biz seni elbette bir anlayış kıtlığı içinde görmekteyiz ve muhakkak biz seni (peygamberlik iddianda) elbette yalancılardan sanmaktayız” dedi(ler). Hûd (Aleyhisselâm)ın, kavmiyle olan kardeşliği dînî yönden olmayıp nesep îtibârıyladır. Nûh (Aleyhisselâm)ın oğlu Sâm ile arasında iki baba bulunan Hûd (Aleyhisselâm) Yemen’de bulunan Ehkāf adındaki kum tepelerine yerleşmiş olan Âd kavmine peygamber olarak gönderilmişti. Onlar eşi benzeri yaratılmamış bir güce ve yapıya sâhiptiler. Kavminin eşrâfı içerisinde Mersid ibnü Sa‘d gibi müminler bulunduğu için Allâh-u Te‘âlâ burada bir ayırım gözeterek, kâfir olan toplumun sözünden bahsetmiştir. Nûh (Aleyhisselâm)ın kavminin eşrâfı içerisinde ise hiçbir mümin bulunmadığı için 60. âyet-i kerîmede, kâfir kaydı koymaksızın ulu kişilerin hepsinin inkâr sözünde birleştiklerini ifâde etmiştir.
قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي سَفَاهَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٦٧
67﴿ (Hûd (Aleyhisselâm)) o(nların bu sözlerine karşı) dedi ki: “Ey kavmim! Bende en ufak bir akıl kıtlığı yoktur. Velâkin ben âlemlerin Rabbinden (size gönderilen) bir rasûlüm (ve O’nun elçisi olduğum için her bakımdan tam bir hidâyet üzereyim).