v02.01.25 Geliştirme Notları
Nisâ Sûresi
88
Cuz 5
66﴿ Eğer geçekten Biz (İsrâîloğullarına emrettiğimiz gibi) o (senin emirlerine muhâtap ola)nlar üzerine de: “Kendilerinizi öldürün” veyâ “Yurtlarınızdan çıkın” diye (bir hükmü farz olarak) yazsaydık, içlerinden bunu ancak (sahâbe-i kirâm gibi hâlis mümin olan) bir azınlık yapardı. Eğer şüphesiz onlar (peygambere itâat husûsunda) kendisiyle öğütlenmekte oldukları o şeyi yapsalardı, elbette o (itâatleri) kendileri için (dünyâ ve âhirette) çok hayırlı bir şey, (îmânlarına) sebât verme (ve inançlarını sağlamlaştırma) bakımından da çok kuvvetli olurdu.
67﴿ İşte o (emrolundukları şeyi yaptıkları) zaman Biz de onlara Kendi tarafımızdan elbette çok kıymetli büyük bir mükâfât verirdik (ve bildikleriyle amel ettikleri için, bilmedikleri ledün ilmini onlara öğretirdik).
68﴿ Ayrıca elbette onları (Allâh-u Te‘âlâ’nın rızâsına kavuşturacak amellere hidâyet edecek) dosdoğru bir yola da eriştirirdik.
69﴿ Ama her kim Allâh’a ve o Rasûl’e itâat ederse, (Habîbim!) işte sana! Onlar Allâh’ın kendilerine in‘âm (ve ikram)da bulunmuş olduğu; o nebîler, sıddîklar, şehitler ve (iyi amel sâhibi olan) sâlihlerle berâberdirler. İşte sana! Onlar, arkadaş olarak ne de güzel olmuştur! Âyet-i celîlenin iniş sebebi hakkında birçok rivâyet mevcuttur:
a) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in âzatlısı Sevbân (Radıyallâhu Anh) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e karşı çok muhabbetli olduğundan onu görmeden hiç duramazdı. Bir gün rengi değişmiş ve yüzünde üzüntü eseri belirgin bir hâlde huzûr-u risâlete geldiğinde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona: “Senin rengini değiştiren şey nedir?” diye sordu.[/l] O: “Yâ Rasûlellâh! Bende hiçbir hastalık ve ağrı yok. Ancak seni göremediğim zaman tekrar sana kavuşuncaya kadar çok sıkıntı çekiyorum, sonra âhireti düşündüğümde seni hiç göremeyeceğimden korkuyorum. Çünkü sen peygamberlerin makāmına yükseltileceksin, benimse cennete gireceğim bile şüpheli, eğer girecek olursam da senin makāmından daha aşağı bir mertebede olacağım kesin, yok eğer cennete hiç giremezsem o vakit seni ebediyyen göremeyeceğim” dedi. İşte bunun üzerine bu âyet-i celîle nâzil olarak Allâh’a ve Rasûlüne itâat edenlerin iki cihanda da sevdikleriyle berâber olacakları müjdesini verdi. (es-Sa’lebî, el-Keşf, 10/464-465; el-Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, sh:168-169; et-Taberî, et-Tefsîr, 5/163) [l]b) Ezan rüyâsını gören Abdullâh ibnü Zeyd (Radıyallâhu Anhümâ)nın: “Yâ Rasûlellâh! Sen ve biz öldüğümüz zaman, sen ‘Illiyyîn’de olacaksın, bu yüzden biz seni aslâ göremeyeceğiz ve seninle buluşamayacağız” sözleriyle üzüntüsünü dile getirmesi üzerine bu âyet-i celîle onun gibi peygamber âşıklarını tesellî etmek üzere nâzil oldu.
Nitekim bu zât Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in vefât haberini aldığında, ondan sonra hiçbir kimseyi görmemek için Allâh-u Te‘âlâ’dan kendisini kör etmesi talebinde bulunmuş ve duâsı ânında kabûl olunmuştur. (el-Kurtubî, et-Tefsîr, 5/175) Bu konudaki diğer rivâyetler için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 5/323
70﴿ İşte sana! (Habîbim! İtâatkârlara vaad edilen) bu (mükâfat kimsenin hak etmesiyle değil sâdece) Allâh (tarafın)dan (lütfedilen bir) fazl(-u ihsân)dır. Zâten (kimin ne kadar fazîlete lâyık olduğunu hakkıyla bilen) bir Alîm olarak Allâh yeterli olmuştur.
71﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! (Düşmanlarınıza karşı savunma ve) sakınma (tedbirlerinizi ve silah hazırlığı)nızı alın da böylece hemen dağınık cemâatler hâlinde (bölük bölük cihâda) çıkın yâhut toplu olarak (savaşa) çıkın.
72﴿ (Ey peygamberimin ordusunda bulunanlar!) Andolsun ki; şüphesiz içinizden elbette öyle (münâfık) bir kimse vardır ki; (cihâda çıkma işini ağırdan alıp) mutlaka geri kalacak (ve sizin başınıza neler geleceğini kollayacak)tır. Artık size (bozgun gibi) bir musîbet isâbet edecek olsa o (münâfık): “(Bu muhârebede) onlarla birlikte hâzır olan biri olmadığım için Allâh gerçekten bana (ne kadar) lütfetmiş” der.
73﴿ Ama andolsun ki; Allâh’tan size (fetih ve ganîmet gibi) bir fazl(-u kerem) erişecek olsa (o zaman) yemîn olsun ki; elbette o kişi –sanki (evvelce) sizinle kendisi arasında hiçbir dostluk (ve tanışıklık) bulunmamış (da o yüzden cihattan geri kalmış) gibi–: “Ey (kavmim!) Ne olaydı ben de onlarla birlikte bulunaydım da (ganîmetten bolca hisse alarak) büyük bir nâiliyetle murâdıma ereydim” der.
74﴿ Artık o en alçak (dünyâ) hayâtı(nı) âhiret karşılığında sat(ıp da ebedî mükâfâtları kazanmayı arzula)makta olanlar Allâh yolunda (din düşmanlarıyla) savaşsın. Zâten her kim Allâh yolunda savaşır da öldürülürse yâhut gâlip gelirse çok yakında Biz ona (kimse tarafından) görülmemiş pek büyük bir ecir vereceğiz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
الجزء ٥
٨٨
وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَل۪يلٌ مِنْهُمْۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِه۪ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْب۪يتًاۙ ﴿٦٦
وَاِذًا لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْرًا عَظ۪يمًاۙ ﴿٦٧
وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًا ﴿٦٨
وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًاۜ ﴿٦٩
ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يمًا۟ ﴿٧٠
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَم۪يعًا ﴿٧١
وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يدًا ﴿٧٢
وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظ۪يمًا ﴿٧٣
فَلْيُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۜ وَمَنْ يُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْرًا عَظ۪يمًا ﴿٧٤
Nisâ Sûresi
88
Cuz 5
وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَل۪يلٌ مِنْهُمْۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِه۪ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْب۪يتًاۙ ﴿٦٦
66﴿ Eğer geçekten Biz (İsrâîloğullarına emrettiğimiz gibi) o (senin emirlerine muhâtap ola)nlar üzerine de: “Kendilerinizi öldürün” veyâ “Yurtlarınızdan çıkın” diye (bir hükmü farz olarak) yazsaydık, içlerinden bunu ancak (sahâbe-i kirâm gibi hâlis mümin olan) bir azınlık yapardı. Eğer şüphesiz onlar (peygambere itâat husûsunda) kendisiyle öğütlenmekte oldukları o şeyi yapsalardı, elbette o (itâatleri) kendileri için (dünyâ ve âhirette) çok hayırlı bir şey, (îmânlarına) sebât verme (ve inançlarını sağlamlaştırma) bakımından da çok kuvvetli olurdu.
وَاِذًا لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْرًا عَظ۪يمًاۙ ﴿٦٧
67﴿ İşte o (emrolundukları şeyi yaptıkları) zaman Biz de onlara Kendi tarafımızdan elbette çok kıymetli büyük bir mükâfât verirdik (ve bildikleriyle amel ettikleri için, bilmedikleri ledün ilmini onlara öğretirdik).
وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًا ﴿٦٨
68﴿ Ayrıca elbette onları (Allâh-u Te‘âlâ’nın rızâsına kavuşturacak amellere hidâyet edecek) dosdoğru bir yola da eriştirirdik.
وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًاۜ ﴿٦٩
69﴿ Ama her kim Allâh’a ve o Rasûl’e itâat ederse, (Habîbim!) işte sana! Onlar Allâh’ın kendilerine in‘âm (ve ikram)da bulunmuş olduğu; o nebîler, sıddîklar, şehitler ve (iyi amel sâhibi olan) sâlihlerle berâberdirler. İşte sana! Onlar, arkadaş olarak ne de güzel olmuştur! Âyet-i celîlenin iniş sebebi hakkında birçok rivâyet mevcuttur:
a) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in âzatlısı Sevbân (Radıyallâhu Anh) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e karşı çok muhabbetli olduğundan onu görmeden hiç duramazdı. Bir gün rengi değişmiş ve yüzünde üzüntü eseri belirgin bir hâlde huzûr-u risâlete geldiğinde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona: “Senin rengini değiştiren şey nedir?” diye sordu.[/l] O: “Yâ Rasûlellâh! Bende hiçbir hastalık ve ağrı yok. Ancak seni göremediğim zaman tekrar sana kavuşuncaya kadar çok sıkıntı çekiyorum, sonra âhireti düşündüğümde seni hiç göremeyeceğimden korkuyorum. Çünkü sen peygamberlerin makāmına yükseltileceksin, benimse cennete gireceğim bile şüpheli, eğer girecek olursam da senin makāmından daha aşağı bir mertebede olacağım kesin, yok eğer cennete hiç giremezsem o vakit seni ebediyyen göremeyeceğim” dedi. İşte bunun üzerine bu âyet-i celîle nâzil olarak Allâh’a ve Rasûlüne itâat edenlerin iki cihanda da sevdikleriyle berâber olacakları müjdesini verdi. (es-Sa’lebî, el-Keşf, 10/464-465; el-Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, sh:168-169; et-Taberî, et-Tefsîr, 5/163) [l]b) Ezan rüyâsını gören Abdullâh ibnü Zeyd (Radıyallâhu Anhümâ)nın: “Yâ Rasûlellâh! Sen ve biz öldüğümüz zaman, sen ‘Illiyyîn’de olacaksın, bu yüzden biz seni aslâ göremeyeceğiz ve seninle buluşamayacağız” sözleriyle üzüntüsünü dile getirmesi üzerine bu âyet-i celîle onun gibi peygamber âşıklarını tesellî etmek üzere nâzil oldu.
Nitekim bu zât Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in vefât haberini aldığında, ondan sonra hiçbir kimseyi görmemek için Allâh-u Te‘âlâ’dan kendisini kör etmesi talebinde bulunmuş ve duâsı ânında kabûl olunmuştur. (el-Kurtubî, et-Tefsîr, 5/175) Bu konudaki diğer rivâyetler için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 5/323

ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يمًا۟ ﴿٧٠
70﴿ İşte sana! (Habîbim! İtâatkârlara vaad edilen) bu (mükâfat kimsenin hak etmesiyle değil sâdece) Allâh (tarafın)dan (lütfedilen bir) fazl(-u ihsân)dır. Zâten (kimin ne kadar fazîlete lâyık olduğunu hakkıyla bilen) bir Alîm olarak Allâh yeterli olmuştur.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَم۪يعًا ﴿٧١
71﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! (Düşmanlarınıza karşı savunma ve) sakınma (tedbirlerinizi ve silah hazırlığı)nızı alın da böylece hemen dağınık cemâatler hâlinde (bölük bölük cihâda) çıkın yâhut toplu olarak (savaşa) çıkın.
وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يدًا ﴿٧٢
72﴿ (Ey peygamberimin ordusunda bulunanlar!) Andolsun ki; şüphesiz içinizden elbette öyle (münâfık) bir kimse vardır ki; (cihâda çıkma işini ağırdan alıp) mutlaka geri kalacak (ve sizin başınıza neler geleceğini kollayacak)tır. Artık size (bozgun gibi) bir musîbet isâbet edecek olsa o (münâfık): “(Bu muhârebede) onlarla birlikte hâzır olan biri olmadığım için Allâh gerçekten bana (ne kadar) lütfetmiş” der.
وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظ۪يمًا ﴿٧٣
73﴿ Ama andolsun ki; Allâh’tan size (fetih ve ganîmet gibi) bir fazl(-u kerem) erişecek olsa (o zaman) yemîn olsun ki; elbette o kişi –sanki (evvelce) sizinle kendisi arasında hiçbir dostluk (ve tanışıklık) bulunmamış (da o yüzden cihattan geri kalmış) gibi–: “Ey (kavmim!) Ne olaydı ben de onlarla birlikte bulunaydım da (ganîmetten bolca hisse alarak) büyük bir nâiliyetle murâdıma ereydim” der.
فَلْيُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۜ وَمَنْ يُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْرًا عَظ۪يمًا ﴿٧٤
74﴿ Artık o en alçak (dünyâ) hayâtı(nı) âhiret karşılığında sat(ıp da ebedî mükâfâtları kazanmayı arzula)makta olanlar Allâh yolunda (din düşmanlarıyla) savaşsın. Zâten her kim Allâh yolunda savaşır da öldürülürse yâhut gâlip gelirse çok yakında Biz ona (kimse tarafından) görülmemiş pek büyük bir ecir vereceğiz.