v02.01.25 Geliştirme Notları
Meâric Sûresi
568
Cuz 29
11﴿ (Onların birbirine hâl hatır soramamaları birbirlerini göremediklerinden değildir. Nitekim) o (yakın dost ola)nlar o (yakın ola)n (dost)lar(ın)a gösterileceklerdir. (Ama) o (şirke bulaşmış olan) suçlu kişi (âhirette büyük bir sıkıntıya düşeceği için yakınlarını sormak bir yana) temennî edecek ki; keşke kendisi o günün azâbından (kurtulmak için) oğullarını fidye olarak ver(ip kabûl ettir)ebilse.
12﴿ Eşini ve kardeşini de (fidye verip kurtulmak isteyecek).
13﴿ Kendisini barındıran o aşîretini de (fidye verip canını kurtarmak isteyecek).
14﴿ Hep birlikte olarak yer(yüzün)de olan kimseleri de (verse), sonra (o fidyeyle) kendini kurtarsa (diye temennî edecektir).
15﴿ Hayır! (Bunları yapsa bile aslâ kurtulamayacaktır.) Şüphesiz o (cehennem), hâlis (ve katışıksız) bir alevdir.
16﴿ (İnsanın, el ve ayaklar gibi)(larda bulunan uzuv)ları(nı deriden ve etten) çokça soy(up ayır)an (o azâb)ı (kastediyorum).
17﴿ (Cehennem herkesi değil) o kimseyi (“Bana gel” diye kendine) çağıracaktır ki; o kişi (hakka) arka dönmüştür ve (Allâh’ın tâatından) yüz çevirmiştir.
18﴿ Bir de (malları) toplamıştır, sonra kap (ve kasa gibi sağlam şeyler) içinde saklamıştır (ama fakirlere haklarını ödememiştir).
19﴿ Şüphesiz ki insan (cinsinin her ferdi) çok hırslı ve çok sabırsız biri olarak yaratılmıştır.
20﴿ Kendisine (hastalık ve fakirlik gibi) şer dokunduğu zaman çokça tasalan(ıp niyetlendiği bütün işleri bırakacak kadar ümitsiz ol)an biri (olarak yaratılmıştır).
21﴿ Kendisine (zenginlik ve sıhhat gibi) hayır dokunduğu zaman ise (cimriliğinden dolayı iyilik ve yardımı) fazlaca engelleyen biri (olarak yaratılmıştır).
22﴿ Ancak (îmân edenler ve) o (farz) namaz(ları) kılanlar (cehenneme çağırılmaktan) müstesnâ!
23﴿ O kimseler (cehenneme çağrılmayacak) ki; onlar (beş vakit) namazlarına (vakti vaktine) devâm edici kimselerdir.
24﴿ Yine o kişiler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; mallarında (zekât diye) bilinen bir hak (ve belirli bir nasip) vardır.
25﴿ (Yardım) istey(ip dilen)en ve (iffeti nedeniyle zengin sanılıp yardımdan) mahrum olan için!
26﴿ O kimseler de (cehenneme çağrılmayacak) ki; (sâlih ameller işlemeye devâm ederek) cezâ gününü tasdîk et(tiklerini an be an göster)mektedirler.
27﴿ Bir de o kişiler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; onlar (bunca güzel amellerine rağmen) Rablerinin azâbından sürekli korkucu kimselerdir.
28﴿ Çünkü gerçekten Rablerinin azâbı, emin olunacak (ve gelmeyeceğine güvenilerek rahat hareket edilecek) bir şey değildir. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; hiçbir insan bütün vazîfeleri tam mânâsıyla edâ ettiğini ve tüm yasaklardan sakındığını iddiâ edemeyeceğine göre herkesin korkuyla ümit arasında olması gerekir. (el-Hâzin)
29﴿ Ayrıca o kişiler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; özellikle onlar tenâsül uzuvlarını (haramlara bulaşmaktan) devamlı koruyucu kimselerdir.
30﴿ Lâkin eşlerine ya da (câriyelerden) sağ ellerinin sâhip bulunduğu kimselere karşı (korumaları) müstesnâ! Çünkü gerçekten de onlar (bunlarla yaptıkları meşrû ilişkilerinden dolayı) tenkit edil(meyi hak et)miş kimseler değillerdir. (Dolayısıyla asıl onları tenkit edenler zulüm işlemiş olacakları için kınanmayı hak ederler.)
31﴿ (Habîbim!) İşte sana! Artık her kim bu (dört hür hanım ve sınırsız câriyeden ibâret geniş helâl alanı)ndan ötesini ararsa (ve gayr-i meşrû yollardan şehvetini tatmîne kalkışırsa), işte sana! Ancak onlar haddi aşanların ta kendisidir.
32﴿ Yine o kimseler (cehenneme çağrılmayacak) ki; onlar (Allâh-u Te‘âlâ’nın dîninin emir ve yasaklarına hem de kullarla aralarındaki) emânetlerine ve verdikleri sözlerine sürekli riâyet edici kişilerdir.
33﴿ Bir de o kişiler (cehenneme çağrılmayacak) ki; onlar şâhitliklerini sürekli (adâletle) yerine getirici kimselerdir.
34﴿ Ayrıca o kimseler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; onlar namazları üzerine (titizlikle yönelerek ve onlarda bulunan farz, vâcib, sünnet ve müstehablara riâyet üzere onları vakti vaktinde edâ ederek) sürekli muhâfazada bulunurlar.
35﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar çok kıymetli cennetler içerisinde (ebediyyen ikāmet edecekler)dir, (ayrıca onlar sonsuz) ikram(lar)a mazhar kılınmış kimselerdir.
36﴿ Şimdi ne oldu o kâfir olmuş kimselere ki; senin cihetine doğru boyun uzatıp süratle koşan kişiler hâlinde (yanına gelip uygunsuz laflar etmektedirler)!
37﴿ Sağ(ın)dan ve sol(un)dan dağınık topluluklar olarak (Kâ‘be’nin yanında okuduğun Kur’ân’ı dinlemek için etrâfında halka halka toplanarak dinledikleriyle alay ediyorlar ve fakir sahâbîlerini göstererek: “Muhammed’in dediği gibi bunlar cennete girecekse, biz daha önce gireceğiz” diyorlar)!
38﴿ Yoksa onlardan her bir kimse (nîmetlerle dolu) Na‘îm cennetine (müminler gibi) girdirileceğini mi ümit ediyor?!
39﴿ Hayır! Biz onları bilmekte oldukları (menî gibi değersiz bir) şeyden yarattık. (Dolayısıyla îmân ve tâat ile nefsini kemâle erdirmeyen ve melekî sıfatlarla vasıflanmayan kişiler aslî hılkâtleri olan menî hâli üzere kaldıkları sürece o nezih makāma giremezler.)
سُورَةُ الْمَعَارِجِ
الجزء ٢٩
٥٦٨
يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ ﴿١١
وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ ﴿١٢
وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ي تُـْٔو۪يهِۙ ﴿١٣
وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ ﴿١٤
كَلَّاۜ اِنَّهَا لَظٰىۙ ﴿١٥
نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ ﴿١٦
تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿١٧
وَجَمَعَ فَاَوْعٰى ﴿١٨
اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًاۙ ﴿١٩
اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًاۙ ﴿٢٠
وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًاۙ ﴿٢١
اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٢٢
اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ ﴿٢٣
وَالَّذ۪ينَ ف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ ﴿٢٤
لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ ﴿٢٥
وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ ﴿٢٦
وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۚ ﴿٢٧
اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ ﴿٢٨
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ﴿٢٩
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ﴿٣٠
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ﴿٣١
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ ﴿٣٢
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ ﴿٣٣
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ ﴿٣٤
اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ۟ ﴿٣٥
فَمَا لِ‌الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ ﴿٣٦
عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ ﴿٣٧
اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ ﴿٣٨
كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ ﴿٣٩
Meâric Sûresi
568
Cuz 29
يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ ﴿١١
11﴿ (Onların birbirine hâl hatır soramamaları birbirlerini göremediklerinden değildir. Nitekim) o (yakın dost ola)nlar o (yakın ola)n (dost)lar(ın)a gösterileceklerdir. (Ama) o (şirke bulaşmış olan) suçlu kişi (âhirette büyük bir sıkıntıya düşeceği için yakınlarını sormak bir yana) temennî edecek ki; keşke kendisi o günün azâbından (kurtulmak için) oğullarını fidye olarak ver(ip kabûl ettir)ebilse.
وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ ﴿١٢
12﴿ Eşini ve kardeşini de (fidye verip kurtulmak isteyecek).
وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ي تُـْٔو۪يهِۙ ﴿١٣
13﴿ Kendisini barındıran o aşîretini de (fidye verip canını kurtarmak isteyecek).
وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ ﴿١٤
14﴿ Hep birlikte olarak yer(yüzün)de olan kimseleri de (verse), sonra (o fidyeyle) kendini kurtarsa (diye temennî edecektir).
كَلَّاۜ اِنَّهَا لَظٰىۙ ﴿١٥
15﴿ Hayır! (Bunları yapsa bile aslâ kurtulamayacaktır.) Şüphesiz o (cehennem), hâlis (ve katışıksız) bir alevdir.
نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ ﴿١٦
16﴿ (İnsanın, el ve ayaklar gibi)(larda bulunan uzuv)ları(nı deriden ve etten) çokça soy(up ayır)an (o azâb)ı (kastediyorum).
تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿١٧
17﴿ (Cehennem herkesi değil) o kimseyi (“Bana gel” diye kendine) çağıracaktır ki; o kişi (hakka) arka dönmüştür ve (Allâh’ın tâatından) yüz çevirmiştir.
وَجَمَعَ فَاَوْعٰى ﴿١٨
18﴿ Bir de (malları) toplamıştır, sonra kap (ve kasa gibi sağlam şeyler) içinde saklamıştır (ama fakirlere haklarını ödememiştir).
اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًاۙ ﴿١٩
19﴿ Şüphesiz ki insan (cinsinin her ferdi) çok hırslı ve çok sabırsız biri olarak yaratılmıştır.
اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًاۙ ﴿٢٠
20﴿ Kendisine (hastalık ve fakirlik gibi) şer dokunduğu zaman çokça tasalan(ıp niyetlendiği bütün işleri bırakacak kadar ümitsiz ol)an biri (olarak yaratılmıştır).
وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًاۙ ﴿٢١
21﴿ Kendisine (zenginlik ve sıhhat gibi) hayır dokunduğu zaman ise (cimriliğinden dolayı iyilik ve yardımı) fazlaca engelleyen biri (olarak yaratılmıştır).
اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٢٢
22﴿ Ancak (îmân edenler ve) o (farz) namaz(ları) kılanlar (cehenneme çağırılmaktan) müstesnâ!
اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ ﴿٢٣
23﴿ O kimseler (cehenneme çağrılmayacak) ki; onlar (beş vakit) namazlarına (vakti vaktine) devâm edici kimselerdir.
وَالَّذ۪ينَ ف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ ﴿٢٤
24﴿ Yine o kişiler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; mallarında (zekât diye) bilinen bir hak (ve belirli bir nasip) vardır.
لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ ﴿٢٥
25﴿ (Yardım) istey(ip dilen)en ve (iffeti nedeniyle zengin sanılıp yardımdan) mahrum olan için!
وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ ﴿٢٦
26﴿ O kimseler de (cehenneme çağrılmayacak) ki; (sâlih ameller işlemeye devâm ederek) cezâ gününü tasdîk et(tiklerini an be an göster)mektedirler.
وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۚ ﴿٢٧
27﴿ Bir de o kişiler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; onlar (bunca güzel amellerine rağmen) Rablerinin azâbından sürekli korkucu kimselerdir.
اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ ﴿٢٨
28﴿ Çünkü gerçekten Rablerinin azâbı, emin olunacak (ve gelmeyeceğine güvenilerek rahat hareket edilecek) bir şey değildir. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; hiçbir insan bütün vazîfeleri tam mânâsıyla edâ ettiğini ve tüm yasaklardan sakındığını iddiâ edemeyeceğine göre herkesin korkuyla ümit arasında olması gerekir. (el-Hâzin)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ﴿٢٩
29﴿ Ayrıca o kişiler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; özellikle onlar tenâsül uzuvlarını (haramlara bulaşmaktan) devamlı koruyucu kimselerdir.
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ﴿٣٠
30﴿ Lâkin eşlerine ya da (câriyelerden) sağ ellerinin sâhip bulunduğu kimselere karşı (korumaları) müstesnâ! Çünkü gerçekten de onlar (bunlarla yaptıkları meşrû ilişkilerinden dolayı) tenkit edil(meyi hak et)miş kimseler değillerdir. (Dolayısıyla asıl onları tenkit edenler zulüm işlemiş olacakları için kınanmayı hak ederler.)
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ﴿٣١
31﴿ (Habîbim!) İşte sana! Artık her kim bu (dört hür hanım ve sınırsız câriyeden ibâret geniş helâl alanı)ndan ötesini ararsa (ve gayr-i meşrû yollardan şehvetini tatmîne kalkışırsa), işte sana! Ancak onlar haddi aşanların ta kendisidir.
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ ﴿٣٢
32﴿ Yine o kimseler (cehenneme çağrılmayacak) ki; onlar (Allâh-u Te‘âlâ’nın dîninin emir ve yasaklarına hem de kullarla aralarındaki) emânetlerine ve verdikleri sözlerine sürekli riâyet edici kişilerdir.
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ ﴿٣٣
33﴿ Bir de o kişiler (cehenneme çağrılmayacak) ki; onlar şâhitliklerini sürekli (adâletle) yerine getirici kimselerdir.
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ ﴿٣٤
34﴿ Ayrıca o kimseler (cehenneme dâvet edilmeyecek) ki; onlar namazları üzerine (titizlikle yönelerek ve onlarda bulunan farz, vâcib, sünnet ve müstehablara riâyet üzere onları vakti vaktinde edâ ederek) sürekli muhâfazada bulunurlar.
اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ۟ ﴿٣٥
35﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar çok kıymetli cennetler içerisinde (ebediyyen ikāmet edecekler)dir, (ayrıca onlar sonsuz) ikram(lar)a mazhar kılınmış kimselerdir.
فَمَا لِ‌الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ ﴿٣٦
36﴿ Şimdi ne oldu o kâfir olmuş kimselere ki; senin cihetine doğru boyun uzatıp süratle koşan kişiler hâlinde (yanına gelip uygunsuz laflar etmektedirler)!
عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ ﴿٣٧
37﴿ Sağ(ın)dan ve sol(un)dan dağınık topluluklar olarak (Kâ‘be’nin yanında okuduğun Kur’ân’ı dinlemek için etrâfında halka halka toplanarak dinledikleriyle alay ediyorlar ve fakir sahâbîlerini göstererek: “Muhammed’in dediği gibi bunlar cennete girecekse, biz daha önce gireceğiz” diyorlar)!
اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ ﴿٣٨
38﴿ Yoksa onlardan her bir kimse (nîmetlerle dolu) Na‘îm cennetine (müminler gibi) girdirileceğini mi ümit ediyor?!
كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ ﴿٣٩
39﴿ Hayır! Biz onları bilmekte oldukları (menî gibi değersiz bir) şeyden yarattık. (Dolayısıyla îmân ve tâat ile nefsini kemâle erdirmeyen ve melekî sıfatlarla vasıflanmayan kişiler aslî hılkâtleri olan menî hâli üzere kaldıkları sürece o nezih makāma giremezler.)