v02.01.25 Geliştirme Notları
Kamer Sûresi
528
Cuz 27
7﴿ (Yaşadıkları dehşet nedeniyle) gözleri zelîl (ve korkarak bakan) kimseler hâlinde o (yattıkları) kabirlerden (kalabalık ve dağınık bir şekilde) çıkacaklardır ki (o zaman) sanki onlar (delicesine ortalığa) yayılmış olan birtakım çekirgelerdir.
8﴿ (İsrâfîl isimli meleğin Sûr’a üfleyerek onları mahşer sahasında toplanmaya dâvet ettiği zaman) o çağırıcıya doğru boyun uzatıp süratlice koşan kimseler hâlinde (kabirlerinden çıkacaklardır)! (O gün) kâfirler diyecek ki: “İşte bu, çok zor (geçecek) olan korkunç bir gündür.”
9﴿ Onlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. İşte onlar (Bizim o şerefli) kulumuzu yalanlamıştılar ve: “(O) cinnet geçir(erek delir)miş biridir” demiştiler ve böylece o (türlü türlü eziyetlere mâruz bırakılarak tebliğ görevini yerine getirmekten) engellenmişti.
10﴿ Bunun üzerine o (Nûh kulumuz), Rabbine duâ etti ki: “Ben gerçekten (kavmim tarafından) mağlûb (edilmiş ve yenik düşürülmüş) biriyim. O hâlde Sen (benim adıma onlardan) intikam al.”
11﴿ Nihâyet Biz (bardaktan boşanırcasına) bolca dökülen bir suyla göğün kapılarını açtık.
12﴿ Yeri de gözeler hâlinde (kırk gün) fışkırttık da, böylece (yerle gök sularının karışımından toplanan) o sular, gerçekten (ezelde) takdîr edilmiş olan mühim bir iş(in meydana gelmesi ve dünyâyı suya gark edecek tûfânın gerçekleşmesi) için (birbiriyle buluşup) kavuştu.
13﴿ Böylece Biz onu enli tahtalara ve çivilere sâhip bir şey (olan gemi) üzerine yükledik.
14﴿ O (gemi) Bizim gözetimimizle (suda) akıp gitmekteydi. İnkâr edilmiş olan kişi için tam bir karşılık olsun diye (Nûh kulumuzu gemiye bindirip tûfandan kurtardık).
15﴿ Andolsun ki; elbette Biz onu(n bindiği geminin kalıntısını uzun bir süre) bir âyet (ve mûcize) olarak muhakkak bıraktık. Ama hiç iyice öğüt alan biri mi (vardır)?!
16﴿ (Ey insan!) İşte Benim azâbım ve uyarılarım nasıl olmuş (bir bak, işte o zaman tehditlerimin anlatılamayacak derecede müthiş bir keyfiyet üzere gerçekleştiğini göreceksin).
17﴿ Andolsun ki; elbette Biz Kur’ân’ı (okumayı ve anlamayı kendisiyle) öğütlenilsin diye gerçekten çok kolay ettik. Ama hiç iyice öğüt alan biri mi (vardır)?!
18﴿ Âd (kavmi kendilerine gönderilen Hûd nebîyi) yalanlamıştı. (Ey insan!) İşte Benim azâbım ve uyarılarım nasıl olmuş (bir bak, işte o zaman tehditlerimin anlatılamayacak derecede müthiş bir keyfiyet üzere gerçekleştiğini göreceksin).
19﴿ Şüphesiz ki Biz, uğursuzluğu sürekli olan (ve ayın son çarşambasına denk gelen) bir günde üzerlerine çok soğuk ve şiddetli bir rüzgâr gönderdik.
20﴿ O (rüzgâr, yerde kazdıkları oyuklara girip birbirine sıkıca tutunan dünyânın en uzun ve en güçlü) insanları(nı yerlerinden) söküp çıkarıyor (sonra onları havaya fırlatırken kafalarını bedenlerinden ayırıp, başsız cesetler hâlinde yere çalıyor)du. Sanki onlar kökünden sökül(üp yere düş)müş birer hurma kütükleriydi.
21﴿ (Ey insan!) İşte Benim azâbım ve uyarılarım nasıl olmuş (bir bak, işte o zaman tehditlerimin anlatılamayacak derecede müthiş bir keyfiyet üzere gerçekleştiğini göreceksin).
22﴿ Andolsun ki; elbette Biz Kur’ân’ı (okumayı ve anlamayı kendisiyle) öğütlenilsin diye gerçekten çok kolay ettik. Ama hiç iyice öğüt alan biri mi (vardır)?!
23﴿ Semûd (kavmi Sâlih nebînin kendilerine teblîğ ettiği) tüm uyarıları yalanladı.
24﴿ Bu nedenle demişlerdi ki: “İçimizden (hiçbir etrâfı olmayan) tek (başına kalmış) bir insana mı; biz sâdece ona mı uyacağız?! (O bize: “Bana itâat etmezseniz elbette haktan ayrı düşersiniz” diyor ama aslında) o(na uyduğumuz) zaman şüphesiz ki biz elbette büyük bir sapıtma ve delilik(ten de öte büyük bir çılgınlık) içerisinde oluruz.
25﴿ Aramızda (bunca liyâkatli insan dururke)n o (gönderildiğini iddiâ ettiği) vahiy (hiç adam seçilmeden alelacele) onun üzerine mi bırakıldı?! Doğrusu o (Sâlih), çok yalancı, çok kibirli ve şımarık biridir.”
26﴿ (Bunun üzerine Allâh-u Te‘âlâ, Sâlih peygamberi müjdelemek ve kavmini tehdit etmek üzere şöyle buyurdu:) Muhakkak onlar -o ziyâde yalancı ve çok kibirli şımarık kimmiş- yarın (üzerlerine azap indiği zaman) bilecekler.
27﴿ (Ey Sâlih!) Şüphesiz Biz onlara bir imtihan olsun diye o (kayadan çıkarmanı istedikleri) dişi deveyi göndericileriz. Artık sen onları(n ne yapacaklarını ve sonra başlarına gelecekleri) iyice gözle ve (eziyetlerine karşı) çok sabırlı ol.
سُورَةُ الْقَمَرِ
الجزء ٢٧
٥٢٨
خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ ﴿٧
مُهْطِع۪ينَ اِلَى الدَّاعِۜ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ﴿٨
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ ﴿٩
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ ﴿١٠
فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍۘ ﴿١١
وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ ﴿١٢
وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ ﴿١٣
تَجْر۪ي بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ ﴿١٤
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿١٥
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ﴿١٦
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿١٧
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ﴿١٨
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ ﴿١٩
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ ﴿٢٠
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ﴿٢١
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ﴿٢٢
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ ﴿٢٣
فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ ﴿٢٤
ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ ﴿٢٥
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ ﴿٢٦
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ ﴿٢٧
Kamer Sûresi
528
Cuz 27
خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ ﴿٧
7﴿ (Yaşadıkları dehşet nedeniyle) gözleri zelîl (ve korkarak bakan) kimseler hâlinde o (yattıkları) kabirlerden (kalabalık ve dağınık bir şekilde) çıkacaklardır ki (o zaman) sanki onlar (delicesine ortalığa) yayılmış olan birtakım çekirgelerdir.
مُهْطِع۪ينَ اِلَى الدَّاعِۜ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ﴿٨
8﴿ (İsrâfîl isimli meleğin Sûr’a üfleyerek onları mahşer sahasında toplanmaya dâvet ettiği zaman) o çağırıcıya doğru boyun uzatıp süratlice koşan kimseler hâlinde (kabirlerinden çıkacaklardır)! (O gün) kâfirler diyecek ki: “İşte bu, çok zor (geçecek) olan korkunç bir gündür.”
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ ﴿٩
9﴿ Onlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. İşte onlar (Bizim o şerefli) kulumuzu yalanlamıştılar ve: “(O) cinnet geçir(erek delir)miş biridir” demiştiler ve böylece o (türlü türlü eziyetlere mâruz bırakılarak tebliğ görevini yerine getirmekten) engellenmişti.
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ ﴿١٠
10﴿ Bunun üzerine o (Nûh kulumuz), Rabbine duâ etti ki: “Ben gerçekten (kavmim tarafından) mağlûb (edilmiş ve yenik düşürülmüş) biriyim. O hâlde Sen (benim adıma onlardan) intikam al.”
فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍۘ ﴿١١
11﴿ Nihâyet Biz (bardaktan boşanırcasına) bolca dökülen bir suyla göğün kapılarını açtık.
وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ ﴿١٢
12﴿ Yeri de gözeler hâlinde (kırk gün) fışkırttık da, böylece (yerle gök sularının karışımından toplanan) o sular, gerçekten (ezelde) takdîr edilmiş olan mühim bir iş(in meydana gelmesi ve dünyâyı suya gark edecek tûfânın gerçekleşmesi) için (birbiriyle buluşup) kavuştu.
وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ ﴿١٣
13﴿ Böylece Biz onu enli tahtalara ve çivilere sâhip bir şey (olan gemi) üzerine yükledik.
تَجْر۪ي بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ ﴿١٤
14﴿ O (gemi) Bizim gözetimimizle (suda) akıp gitmekteydi. İnkâr edilmiş olan kişi için tam bir karşılık olsun diye (Nûh kulumuzu gemiye bindirip tûfandan kurtardık).
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿١٥
15﴿ Andolsun ki; elbette Biz onu(n bindiği geminin kalıntısını uzun bir süre) bir âyet (ve mûcize) olarak muhakkak bıraktık. Ama hiç iyice öğüt alan biri mi (vardır)?!
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ﴿١٦
16﴿ (Ey insan!) İşte Benim azâbım ve uyarılarım nasıl olmuş (bir bak, işte o zaman tehditlerimin anlatılamayacak derecede müthiş bir keyfiyet üzere gerçekleştiğini göreceksin).
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿١٧
17﴿ Andolsun ki; elbette Biz Kur’ân’ı (okumayı ve anlamayı kendisiyle) öğütlenilsin diye gerçekten çok kolay ettik. Ama hiç iyice öğüt alan biri mi (vardır)?!
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ﴿١٨
18﴿ Âd (kavmi kendilerine gönderilen Hûd nebîyi) yalanlamıştı. (Ey insan!) İşte Benim azâbım ve uyarılarım nasıl olmuş (bir bak, işte o zaman tehditlerimin anlatılamayacak derecede müthiş bir keyfiyet üzere gerçekleştiğini göreceksin).
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ ﴿١٩
19﴿ Şüphesiz ki Biz, uğursuzluğu sürekli olan (ve ayın son çarşambasına denk gelen) bir günde üzerlerine çok soğuk ve şiddetli bir rüzgâr gönderdik.
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ ﴿٢٠
20﴿ O (rüzgâr, yerde kazdıkları oyuklara girip birbirine sıkıca tutunan dünyânın en uzun ve en güçlü) insanları(nı yerlerinden) söküp çıkarıyor (sonra onları havaya fırlatırken kafalarını bedenlerinden ayırıp, başsız cesetler hâlinde yere çalıyor)du. Sanki onlar kökünden sökül(üp yere düş)müş birer hurma kütükleriydi.
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ﴿٢١
21﴿ (Ey insan!) İşte Benim azâbım ve uyarılarım nasıl olmuş (bir bak, işte o zaman tehditlerimin anlatılamayacak derecede müthiş bir keyfiyet üzere gerçekleştiğini göreceksin).
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ﴿٢٢
22﴿ Andolsun ki; elbette Biz Kur’ân’ı (okumayı ve anlamayı kendisiyle) öğütlenilsin diye gerçekten çok kolay ettik. Ama hiç iyice öğüt alan biri mi (vardır)?!
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ ﴿٢٣
23﴿ Semûd (kavmi Sâlih nebînin kendilerine teblîğ ettiği) tüm uyarıları yalanladı.
فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ ﴿٢٤
24﴿ Bu nedenle demişlerdi ki: “İçimizden (hiçbir etrâfı olmayan) tek (başına kalmış) bir insana mı; biz sâdece ona mı uyacağız?! (O bize: “Bana itâat etmezseniz elbette haktan ayrı düşersiniz” diyor ama aslında) o(na uyduğumuz) zaman şüphesiz ki biz elbette büyük bir sapıtma ve delilik(ten de öte büyük bir çılgınlık) içerisinde oluruz.
ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ ﴿٢٥
25﴿ Aramızda (bunca liyâkatli insan dururke)n o (gönderildiğini iddiâ ettiği) vahiy (hiç adam seçilmeden alelacele) onun üzerine mi bırakıldı?! Doğrusu o (Sâlih), çok yalancı, çok kibirli ve şımarık biridir.”
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ ﴿٢٦
26﴿ (Bunun üzerine Allâh-u Te‘âlâ, Sâlih peygamberi müjdelemek ve kavmini tehdit etmek üzere şöyle buyurdu:) Muhakkak onlar -o ziyâde yalancı ve çok kibirli şımarık kimmiş- yarın (üzerlerine azap indiği zaman) bilecekler.
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ ﴿٢٧
27﴿ (Ey Sâlih!) Şüphesiz Biz onlara bir imtihan olsun diye o (kayadan çıkarmanı istedikleri) dişi deveyi göndericileriz. Artık sen onları(n ne yapacaklarını ve sonra başlarına gelecekleri) iyice gözle ve (eziyetlerine karşı) çok sabırlı ol.