v13.9.26 Geliştirme Notları
Mü`min Sûresi
474
Cuz 24
67﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ), öyle (kudretli) bir Zâttır ki; sizi(n babanız Âdem’i kuru) bir topraktan, sonra (sizi toprakta yetişen gıdâlardan oluşan ve meni diye tâbir edilen) sâfî az bir sudan, sonra da (sülük gibi rahim duvarına yapışıp kan emerek beslenen) pıhtılaşmış bir kan parçasından (ibâret aşılanmış yumurtadan) yaratmıştır. Sonra sizi bebekler hâlinde (annelerinizin rahimlerinden) çıkarmaktadır. Sonra siz (kuvvet, akıl ve idrâk husûsunda) güçlü çağınız (olan on sekiz-otuz yaş arasın)a ulaşasınız diye, sonra da (pîr-i fânî) ihtiyarlar olasınız için (sizi yaşatmaktadır). Ama içinizden (yaşlılık çağına varır varmaz yâhut) bundan önce (kuvvetli çağına erdikten sonra veyâ daha çocukken) vefât ettirilen de vardır. Böylece siz adı konmuş bir sürenin bitimine ulaş(ıp, hayâtınız boyunca yapmış olduğunuz amellerin karşılığını bul)asınız diye, bir de siz (toprak, sâfî su, pıhtılaşmış kan ve bir çiğnem et gibi farklı şekillere geçişteki türlü türlü hikmet ve ibretleri) akled(ip anlayarak, sizi ilk başta bu şekilde yaratıp sonra öldüren Zâtın, sizi tekrar diriltmeye Kādir olduğuna îmân ed)esiniz için (Allâh-u Te‘âlâ sizi işte böyle hârikulâde bir îcâd ile yaratmıştır).
68﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ) öyle (kudretli) bir Zâttır ki; (ölüleri) diriltmektedir ve (dirileri) öldürmektedir. O (Allâh-u Te‘âlâ), bir iş(in meydana gelmesin)e hükmettiği zaman, ona ancak “Vâr ol” buyurur, o da hemen vâr olur.
69﴿ (Habîbim!) Görmedin mi o kişileri ki, Allah’ın âyetleri(ni inkâr ve iptal) husûsunda mücâdele etmektedirler?! Onlar(ın îmân etmeleri için hiçbir mâni bulunmazken üstelik îmânı gerektiren bunca açık delil de mevcutken hâlâ) nasıl (gerçekleri kabullenmekten) döndürülüyorlar?! Tefsirlerde zikredildiğine göre; “Allâh’ın âyetleri hakkında mücâdele edenler” bu sûrenin üç ayrı âyetinde konu edilmiştir ki, bu tekrar, ya tekit için veyâ üç ayrı toplum hakkında ya da farklı üç ayrı mücâdele çeşidi beyânında yapılmıştır.
70﴿ O kimseler ki, o (yüce) Kitâb (olan Kur’ân)ı ve rasüllerimizi kendisiyle göndermiş olduğumuz (şerîatları ve dînî hükümlerden ibâret vahye dayalı) şeyleri yalanlamıştırlar; işte onlar çok yakında (azâba çarptırıldıkları zaman, tekzip ve mücâdelelerinin nelere sebebiyet verdiğini) bileceklerdir.
71﴿ (Habîbim! Anlat) o vakti ki; o demir tasmalar ve (şeytanlarıyla birlikte bağlandıkları) zincirler onların boyunlarında bulunduğu hâlde (cehennemde yüzüstü) sürüklenecekler.
72﴿ O kaynar suyun içinde (türlü türlü azaplara uğratılacaklardır)! (Böylece evvelâ bedenlerinin dış kısmı yakılacak) sonra da (o harâret tâ kalplerinin üstüne kadar işleyecek şekilde) onlar o (cehennem) ateş(in)in içerisinde yakılacaklar.
73﴿ Sonra onlara denilecektir ki: “Nerededir o (Allâh’a) sürekli ortak koşmakta olduğunuz şeyler?!
74﴿ Allâh’tan başka (taptıklarınız niçin size yardım etmiyorlar?)!” (Şirk koşanlar:) “O (tapı)n(dığımız put)lar bizden kayboldular. Doğrusu (bugün anladık ki) biz daha önce (îtibâr edilecek) hiçbir şeye tapmakta değilmişiz” dediler. (Habîbim!) İşte sana! Allâh kâfirleri (dünyâda) böylece saptırıyordu (ve faydasız bir şey olduklarını âhirette îtirâf edecekleri putlara onları taptırıyordu, çünkü onların hidâyet yolunu tercih etmediklerini görüyordu).
75﴿ (O gün cehennemde yanan kâfirlere denilecektir ki:) “İşte size! Bu (içine düştüğünüz azaplar), şu sebepledir ki siz yer(yüzün)de (sâhip olduğunuz maddî imkânlara dayanarak şirk ve günahlar gibi) hak olmayan şeylerle coşkulu bir şekilde sürekli sevin(ce kapılıp, nîmetlerin sâhibine kulluğu terk et)mekteydiniz; bir de şu nedenledir ki siz (dünyâda) şımarıkça sürekli kibirlenmekte idiniz.
76﴿ (Öyleyse) içerisinde ebedî kalıcı kimseler olarak cehennemin (kendinize tahsîs edilen) kapılarına girin! Artık o ziyâde kibirlenen (ve bu nedenle îmân etmekten geri duran kâfir) kimselerin ikāmetgâhı (olan cehennem) ne kötü olmuştur.”
77﴿ (Habîbim!) Artık sen (müşriklerin eziyetlerine) sabret. Şüphesiz Allâh’ın (sana söz verdiği yardım ve kâfirlere azap edeceğine dâir) vaadi haktır. Nihâyet onlara vaad etmekte olduğumuz (azaplarla ilgili) o şeyin bir kısmını; ya sana (sağlığında) şüphesiz gösterirsek (işte o zaman söz yerini bulmuştur). Ya da (sen onların başına gelecek azapları görmeden) gerçekten seni vefât ettirirsek, (bu durumda da telâşa bir mahal yoktur) zâten onlar ancak Biz(im muhâsebemiz)e döndürüleceklerdir. (Biz de o zaman kendilerine hak ettikleri en şiddetli azapları yapacağız.)
سُورَةُ الْمُؤْمِنِ
الجزء ٢٤
٤٧٤
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًاۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٦٧
هُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ﴿٦٨
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ ﴿٦٩
اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ ﴿٧٠
اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ ﴿٧١
فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ ﴿٧٢
ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ ﴿٧٣
مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـًٔاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ ﴿٧٤
ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ ﴿٧٥
اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ﴿٧٦
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ ﴿٧٧
Mü`min Sûresi
474
Cuz 24
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًاۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٦٧
67﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ), öyle (kudretli) bir Zâttır ki; sizi(n babanız Âdem’i kuru) bir topraktan, sonra (sizi toprakta yetişen gıdâlardan oluşan ve meni diye tâbir edilen) sâfî az bir sudan, sonra da (sülük gibi rahim duvarına yapışıp kan emerek beslenen) pıhtılaşmış bir kan parçasından (ibâret aşılanmış yumurtadan) yaratmıştır. Sonra sizi bebekler hâlinde (annelerinizin rahimlerinden) çıkarmaktadır. Sonra siz (kuvvet, akıl ve idrâk husûsunda) güçlü çağınız (olan on sekiz-otuz yaş arasın)a ulaşasınız diye, sonra da (pîr-i fânî) ihtiyarlar olasınız için (sizi yaşatmaktadır). Ama içinizden (yaşlılık çağına varır varmaz yâhut) bundan önce (kuvvetli çağına erdikten sonra veyâ daha çocukken) vefât ettirilen de vardır. Böylece siz adı konmuş bir sürenin bitimine ulaş(ıp, hayâtınız boyunca yapmış olduğunuz amellerin karşılığını bul)asınız diye, bir de siz (toprak, sâfî su, pıhtılaşmış kan ve bir çiğnem et gibi farklı şekillere geçişteki türlü türlü hikmet ve ibretleri) akled(ip anlayarak, sizi ilk başta bu şekilde yaratıp sonra öldüren Zâtın, sizi tekrar diriltmeye Kādir olduğuna îmân ed)esiniz için (Allâh-u Te‘âlâ sizi işte böyle hârikulâde bir îcâd ile yaratmıştır).
هُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ﴿٦٨
68﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ) öyle (kudretli) bir Zâttır ki; (ölüleri) diriltmektedir ve (dirileri) öldürmektedir. O (Allâh-u Te‘âlâ), bir iş(in meydana gelmesin)e hükmettiği zaman, ona ancak “Vâr ol” buyurur, o da hemen vâr olur.
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ ﴿٦٩
69﴿ (Habîbim!) Görmedin mi o kişileri ki, Allah’ın âyetleri(ni inkâr ve iptal) husûsunda mücâdele etmektedirler?! Onlar(ın îmân etmeleri için hiçbir mâni bulunmazken üstelik îmânı gerektiren bunca açık delil de mevcutken hâlâ) nasıl (gerçekleri kabullenmekten) döndürülüyorlar?! Tefsirlerde zikredildiğine göre; “Allâh’ın âyetleri hakkında mücâdele edenler” bu sûrenin üç ayrı âyetinde konu edilmiştir ki, bu tekrar, ya tekit için veyâ üç ayrı toplum hakkında ya da farklı üç ayrı mücâdele çeşidi beyânında yapılmıştır.
اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ ﴿٧٠
70﴿ O kimseler ki, o (yüce) Kitâb (olan Kur’ân)ı ve rasüllerimizi kendisiyle göndermiş olduğumuz (şerîatları ve dînî hükümlerden ibâret vahye dayalı) şeyleri yalanlamıştırlar; işte onlar çok yakında (azâba çarptırıldıkları zaman, tekzip ve mücâdelelerinin nelere sebebiyet verdiğini) bileceklerdir.
اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ ﴿٧١
71﴿ (Habîbim! Anlat) o vakti ki; o demir tasmalar ve (şeytanlarıyla birlikte bağlandıkları) zincirler onların boyunlarında bulunduğu hâlde (cehennemde yüzüstü) sürüklenecekler.
فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ ﴿٧٢
72﴿ O kaynar suyun içinde (türlü türlü azaplara uğratılacaklardır)! (Böylece evvelâ bedenlerinin dış kısmı yakılacak) sonra da (o harâret tâ kalplerinin üstüne kadar işleyecek şekilde) onlar o (cehennem) ateş(in)in içerisinde yakılacaklar.
ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ ﴿٧٣
73﴿ Sonra onlara denilecektir ki: “Nerededir o (Allâh’a) sürekli ortak koşmakta olduğunuz şeyler?!
مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـًٔاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ ﴿٧٤
74﴿ Allâh’tan başka (taptıklarınız niçin size yardım etmiyorlar?)!” (Şirk koşanlar:) “O (tapı)n(dığımız put)lar bizden kayboldular. Doğrusu (bugün anladık ki) biz daha önce (îtibâr edilecek) hiçbir şeye tapmakta değilmişiz” dediler. (Habîbim!) İşte sana! Allâh kâfirleri (dünyâda) böylece saptırıyordu (ve faydasız bir şey olduklarını âhirette îtirâf edecekleri putlara onları taptırıyordu, çünkü onların hidâyet yolunu tercih etmediklerini görüyordu).
ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ ﴿٧٥
75﴿ (O gün cehennemde yanan kâfirlere denilecektir ki:) “İşte size! Bu (içine düştüğünüz azaplar), şu sebepledir ki siz yer(yüzün)de (sâhip olduğunuz maddî imkânlara dayanarak şirk ve günahlar gibi) hak olmayan şeylerle coşkulu bir şekilde sürekli sevin(ce kapılıp, nîmetlerin sâhibine kulluğu terk et)mekteydiniz; bir de şu nedenledir ki siz (dünyâda) şımarıkça sürekli kibirlenmekte idiniz.
اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ﴿٧٦
76﴿ (Öyleyse) içerisinde ebedî kalıcı kimseler olarak cehennemin (kendinize tahsîs edilen) kapılarına girin! Artık o ziyâde kibirlenen (ve bu nedenle îmân etmekten geri duran kâfir) kimselerin ikāmetgâhı (olan cehennem) ne kötü olmuştur.”
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ ﴿٧٧
77﴿ (Habîbim!) Artık sen (müşriklerin eziyetlerine) sabret. Şüphesiz Allâh’ın (sana söz verdiği yardım ve kâfirlere azap edeceğine dâir) vaadi haktır. Nihâyet onlara vaad etmekte olduğumuz (azaplarla ilgili) o şeyin bir kısmını; ya sana (sağlığında) şüphesiz gösterirsek (işte o zaman söz yerini bulmuştur). Ya da (sen onların başına gelecek azapları görmeden) gerçekten seni vefât ettirirsek, (bu durumda da telâşa bir mahal yoktur) zâten onlar ancak Biz(im muhâsebemiz)e döndürüleceklerdir. (Biz de o zaman kendilerine hak ettikleri en şiddetli azapları yapacağız.)