v13.9.26 Geliştirme Notları
Nisâ Sûresi
82
Cuz 5
27﴿ (Evet!) Allâh size tevbe nasip etmeyi (ve bu vesîleyle günahlarınızı bağışlamayı) murâd ediyor. Ama kendileri (hakîkatlere değil de) şehvetler(in)e (ve kötü isteklerine) tamâmen uymakta olan o kimseler sizin çok büyük bir meyille iyice (haktan) sapmanızı istiyor(lar).
28﴿ Allâh sizden (ağır yüklerinizi) hafifletmeyi murâd ediyor. Zâten insan (fıtrat îtibârıyla şehevânî duygulara karşı sabrı) zayıf biri olarak yaratılmıştır.
29﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! (Şerîatın serbest kılmadığı fâiz, kumar ve gasp gibi) bâtıl (yollar) ile aranızda (birbirinizin) mallarınızı yemeyin. Sizden (kaynaklı) karşılıklı bir rızâdan (doğan meşrû) bir ticâret olması müstesnâ! Bir de siz (intihar etmek yâhut canınızı tehlikeye atmak sûretiyle) kendilerinizi öldürmeyin /nefisleriniz (mesâbesinde olan mümin kardeşleriniz)i öldürmeyin/. (Ey Ümmet-i Muhammed!) Şüphesiz ki Allâh size dâimâ (çok acıyan bir) Rahîm olmuştur. (Bu yüzden tevbelerinin kabûlü için Yahûdîlere kendilerini öldürmeyi emretmişken, bunu size yasak etmiştir.) Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir dağdan yuvarlanarak kendisini öldürürse, o kişi cehennem ateşindedir ki, hiç çıkmamak üzere ebediyyen orada yuvarlanacaktır. Her kim bir zehir yutarak kendisini öldürürse, onun da zehiri eline verilecek ve cehennem ateşinde hiç çıkmamak üzere ebediyyen onu yutacaktır. Her kim de kendisini bir demirle öldürürse, onun da demiri elinde bulunacak ve cehennem ateşi içerisinde hiç çıkmaksızın ebediyyen onu karnına vuracaktır.” (el-Buhârî, et-Tıbb:55, rakam:5442; Müslim, el-Îmân:47, rakam:109) Bu hususta geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 5/35-37 Tabî ki cehennemde ebedî kalma cezâsı, yaptığı haram bir işi helâl görerek işleyen ve bu sûretle kâfir olan kimseler hakkındaysa da, bu gibi hadîs-i şerîfler intihar suçunun ne kadar büyük cezâları mûcip olacağını açıklamak için caydırıcı nitelikte zikredilmiştir.
30﴿ (Ey Müslüman!) İşte sana! Ama her kim (intihar ve başkasını öldürme gibi haramları yanlışlıkla veyâ kısas yoluyla değil de diğer insanlara) bir saldırı ve (kendini azâba müstehak etmesi nedeniyle nefsine) bir zulüm olarak bunu yaparsa artık yakında onu (azâbı çok şiddetli olan) büyük bir ateşe girdireceğiz. İşte sana! Bu (cehenneme girdirme işi), Allâh’a pek kolay olmuştur. (Zîrâ Kendisi hakkında hiçbir işte zorluk düşünülemeyeceği gibi, isteğine engel çıkaracak bir güç de yoktur.) Âyet-i celîledeki cehenneme girdirilme tehdîdi, bu günahları helâl görerek yapan hakkında ebedî olarak vârid olmuş, ama haram bilerek işleyen hakkında affolma ümîdi mevcut olmakla birlikte muvakkat olarak gerçekleşecektir. Zîrâ Ehl-i Sünnet’e göre intihar ve adam öldürmek dâhil hiçbir büyük günahın işlenmesi sâhibini kâfir etmez. Cehennemde ebedî kalmak ise kâfirlere mahsus bir cezâdır.
31﴿ (Allâh ve Rasûlü tarafından) kendisinden yasaklanmakta olduğunuz (o kötü) şeylerin büyüklerinden sakınırsanız, Biz de sizden (diğer) kötü işlerinizi (ve küçük günahlarınızı) tamâmen örteriz ve sizi pek şerefli bir mekâna girdiririz (ki orası içinde ebedî kalacağınız cennetlerdir).
32﴿ (Ey erkeklerin ganîmet almasını kıskanıp, kendilerinin mîrastan yarım hisse almasına karşı gelen kadınlar ve başkalarının zenginliğini ve îtibârını kıskanan erkekler!) Allâh’ın, bir kısmınızı diğer bir kısma karşı (para ve makam-mevki gibi) kendisiyle üstün kıldığı (dünyevî) şeyleri (kıskanarak kadere rızâsızlık gösterip o fazîletlerin onlardan alınarak size verilmesini) de temennî etmeyin. Erkekler için kendilerinin kazandıklarından bir pay vardır, kadınlar için de kendilerinin kazandıklarından bir nasip vardır. Bir de siz (insanlara verileni isteyeceğinize, bitmez tükenmez hazînelere sâhip olan) Allâh’tan fazl(-u ihsân)ını isteyin (ki onlara verdiğinin bir mislini size de versin). Şüphesiz ki Allâh (kimin neyi hak ettiği husûsu dâhil) her şeyi dâimâ (hakkıyla bilen bir) Alîm olmuştur.
33﴿ Yine Biz (ölüp de mal bırakanlardan) her biri için; ana, babanın ve (erkek veyâ dişi) en yakın (hısım)ların bırakmış olduğu (mal cinsi) şeylere vâris (olacak amcaoğulları ve kardeş)ler tâyin ettik. (Ölümünüz durumunda birbirinize vâris olacağınıza dâir sözleşmek üzere) yeminlerinizin /sağ ellerinizin/ (kendileriyle) akit yapmış olduğu o kimseler ise; işte onlara da hisselerini verin. Şüphesiz ki Allâh (mîras taksîmi dâhil, yapmakta olduğunuz) her şeye dâimâ (hakkıyla şâhitlik eden bir) Şehîd olmuştur. Câhiliyet döneminde antlaşmalı olan insanlar birbirine: “Kanın benim kanım, harbin benim harbim, barışın benim barışım, sen benim vârisimsin, ben de senin vârisinim” derler ve birinin ölmesi hâlinde diğeri, kalan malın altıda birini alırdı. Âyet-i celîlede: “Yeminlerinizin akit yaptığı kimselere hisselerini verin” cümle-i celîlesiyle açıklanan bu hüküm İslâm’ın başlangıcında sâbit iken, daha sonra gelen: “(Birbirine vâris olma bakımından) akrabâ olanların bir kısmı diğerine daha yakındır” (el-Ahzâb Sûresi:6’dan) âyet-i kerîmesiyle neshedilmiş ve böylece akrabâ dışındakilerin vârisliği iptâl edilmiştir. (el-Hâzin, Lübâbü’t-te’vîl, -Mecmû‘atü’t-tefâsîr-, 2/63)
سُورَةُ النِّسَاءِ
الجزء ٥
٨٢
وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلًا عَظ۪يمًا ﴿٢٧
يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفًا ﴿٢٨
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يمًا ﴿٢٩
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَارًاۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا ﴿٣٠
اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَر۪يمًا ﴿٣١
وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه۪ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمًا ﴿٣٢
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدًا۟ ﴿٣٣
Nisâ Sûresi
82
Cuz 5
وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلًا عَظ۪يمًا ﴿٢٧
27﴿ (Evet!) Allâh size tevbe nasip etmeyi (ve bu vesîleyle günahlarınızı bağışlamayı) murâd ediyor. Ama kendileri (hakîkatlere değil de) şehvetler(in)e (ve kötü isteklerine) tamâmen uymakta olan o kimseler sizin çok büyük bir meyille iyice (haktan) sapmanızı istiyor(lar).
يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفًا ﴿٢٨
28﴿ Allâh sizden (ağır yüklerinizi) hafifletmeyi murâd ediyor. Zâten insan (fıtrat îtibârıyla şehevânî duygulara karşı sabrı) zayıf biri olarak yaratılmıştır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يمًا ﴿٢٩
29﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! (Şerîatın serbest kılmadığı fâiz, kumar ve gasp gibi) bâtıl (yollar) ile aranızda (birbirinizin) mallarınızı yemeyin. Sizden (kaynaklı) karşılıklı bir rızâdan (doğan meşrû) bir ticâret olması müstesnâ! Bir de siz (intihar etmek yâhut canınızı tehlikeye atmak sûretiyle) kendilerinizi öldürmeyin /nefisleriniz (mesâbesinde olan mümin kardeşleriniz)i öldürmeyin/. (Ey Ümmet-i Muhammed!) Şüphesiz ki Allâh size dâimâ (çok acıyan bir) Rahîm olmuştur. (Bu yüzden tevbelerinin kabûlü için Yahûdîlere kendilerini öldürmeyi emretmişken, bunu size yasak etmiştir.) Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir dağdan yuvarlanarak kendisini öldürürse, o kişi cehennem ateşindedir ki, hiç çıkmamak üzere ebediyyen orada yuvarlanacaktır. Her kim bir zehir yutarak kendisini öldürürse, onun da zehiri eline verilecek ve cehennem ateşinde hiç çıkmamak üzere ebediyyen onu yutacaktır. Her kim de kendisini bir demirle öldürürse, onun da demiri elinde bulunacak ve cehennem ateşi içerisinde hiç çıkmaksızın ebediyyen onu karnına vuracaktır.” (el-Buhârî, et-Tıbb:55, rakam:5442; Müslim, el-Îmân:47, rakam:109) Bu hususta geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 5/35-37 Tabî ki cehennemde ebedî kalma cezâsı, yaptığı haram bir işi helâl görerek işleyen ve bu sûretle kâfir olan kimseler hakkındaysa da, bu gibi hadîs-i şerîfler intihar suçunun ne kadar büyük cezâları mûcip olacağını açıklamak için caydırıcı nitelikte zikredilmiştir.
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَارًاۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا ﴿٣٠
30﴿ (Ey Müslüman!) İşte sana! Ama her kim (intihar ve başkasını öldürme gibi haramları yanlışlıkla veyâ kısas yoluyla değil de diğer insanlara) bir saldırı ve (kendini azâba müstehak etmesi nedeniyle nefsine) bir zulüm olarak bunu yaparsa artık yakında onu (azâbı çok şiddetli olan) büyük bir ateşe girdireceğiz. İşte sana! Bu (cehenneme girdirme işi), Allâh’a pek kolay olmuştur. (Zîrâ Kendisi hakkında hiçbir işte zorluk düşünülemeyeceği gibi, isteğine engel çıkaracak bir güç de yoktur.) Âyet-i celîledeki cehenneme girdirilme tehdîdi, bu günahları helâl görerek yapan hakkında ebedî olarak vârid olmuş, ama haram bilerek işleyen hakkında affolma ümîdi mevcut olmakla birlikte muvakkat olarak gerçekleşecektir. Zîrâ Ehl-i Sünnet’e göre intihar ve adam öldürmek dâhil hiçbir büyük günahın işlenmesi sâhibini kâfir etmez. Cehennemde ebedî kalmak ise kâfirlere mahsus bir cezâdır.
اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَر۪يمًا ﴿٣١
31﴿ (Allâh ve Rasûlü tarafından) kendisinden yasaklanmakta olduğunuz (o kötü) şeylerin büyüklerinden sakınırsanız, Biz de sizden (diğer) kötü işlerinizi (ve küçük günahlarınızı) tamâmen örteriz ve sizi pek şerefli bir mekâna girdiririz (ki orası içinde ebedî kalacağınız cennetlerdir).
وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه۪ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمًا ﴿٣٢
32﴿ (Ey erkeklerin ganîmet almasını kıskanıp, kendilerinin mîrastan yarım hisse almasına karşı gelen kadınlar ve başkalarının zenginliğini ve îtibârını kıskanan erkekler!) Allâh’ın, bir kısmınızı diğer bir kısma karşı (para ve makam-mevki gibi) kendisiyle üstün kıldığı (dünyevî) şeyleri (kıskanarak kadere rızâsızlık gösterip o fazîletlerin onlardan alınarak size verilmesini) de temennî etmeyin. Erkekler için kendilerinin kazandıklarından bir pay vardır, kadınlar için de kendilerinin kazandıklarından bir nasip vardır. Bir de siz (insanlara verileni isteyeceğinize, bitmez tükenmez hazînelere sâhip olan) Allâh’tan fazl(-u ihsân)ını isteyin (ki onlara verdiğinin bir mislini size de versin). Şüphesiz ki Allâh (kimin neyi hak ettiği husûsu dâhil) her şeyi dâimâ (hakkıyla bilen bir) Alîm olmuştur.
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدًا۟ ﴿٣٣
33﴿ Yine Biz (ölüp de mal bırakanlardan) her biri için; ana, babanın ve (erkek veyâ dişi) en yakın (hısım)ların bırakmış olduğu (mal cinsi) şeylere vâris (olacak amcaoğulları ve kardeş)ler tâyin ettik. (Ölümünüz durumunda birbirinize vâris olacağınıza dâir sözleşmek üzere) yeminlerinizin /sağ ellerinizin/ (kendileriyle) akit yapmış olduğu o kimseler ise; işte onlara da hisselerini verin. Şüphesiz ki Allâh (mîras taksîmi dâhil, yapmakta olduğunuz) her şeye dâimâ (hakkıyla şâhitlik eden bir) Şehîd olmuştur. Câhiliyet döneminde antlaşmalı olan insanlar birbirine: “Kanın benim kanım, harbin benim harbim, barışın benim barışım, sen benim vârisimsin, ben de senin vârisinim” derler ve birinin ölmesi hâlinde diğeri, kalan malın altıda birini alırdı. Âyet-i celîlede: “Yeminlerinizin akit yaptığı kimselere hisselerini verin” cümle-i celîlesiyle açıklanan bu hüküm İslâm’ın başlangıcında sâbit iken, daha sonra gelen: “(Birbirine vâris olma bakımından) akrabâ olanların bir kısmı diğerine daha yakındır” (el-Ahzâb Sûresi:6’dan) âyet-i kerîmesiyle neshedilmiş ve böylece akrabâ dışındakilerin vârisliği iptâl edilmiştir. (el-Hâzin, Lübâbü’t-te’vîl, -Mecmû‘atü’t-tefâsîr-, 2/63)