v13.9.26 Geliştirme Notları
Vâkıa Sûresi
534
Cuz 27
17﴿ (Gençlikleri ve güzel hâlleri hiç bozulmamak üzere cennette yaratılmış ve) ebedî (hayâta mazhar) kılınmış birtakım çocuklar (hizmet için) onların etrâfında sürekli dönüp dolaşacaktır. İmâm-ı Nesefî’nin nakli vechile; bu âyet-i kerîmede geçen: “Vildân” tâbiri; dünyâ ehlinden olmayıp, dünyâdaki çocukların şeklinde cennette sâdece hizmet için yaratılmış ve cinsel mânâda kendilerinden istifâde söz konusu olmayacak birtakım çocuklardır ki, bu âyet-i kerîmede onların hiç yaşlanmayacak oldukları bildirilmiştir. Hûrîler ise hem hizmet, hem cinsî istifâde için yaratılmıştır. (‘Ömer en-Nesefî, et-Teysîr, 14/240)
18﴿ (O hizmetçiler) şarap pınarından (doldurulmuş) birçok sapsız kaplarla, ibrikler ve nice kâselerle (cennet ehlinin etrâfında dönüp duracaktır).
19﴿ (Cennet ehli şarap içtikleri zaman) ondan dolayı (dünyâda sarhoş olanların ayılırken çektikleri ağrı gibi) baş ağrısına tutulmayacaklar, zâten sarhoş (da) olmayacaklardır.
20﴿ (O hizmetçiler cennet ehlinin hayran kalıp) seçip beğendikleri türlü türlü meyvelerle (onların etrâfında pervâne olacaklar).
21﴿ Bir de canlarının çekecek olduğu çok lezetli kuş etleriyle (onlara ikramda bulunacaklardır).
22﴿ (Göz bebekleri çok siyah, etrâfı da çok beyaz olan) iri gözlü, (beyaz tenli) çok değerli hûrîler de (etraflarında dönüp dolaşacak).
23﴿ (O Hûrîler beyazlıkta, berraklıkta, parlaklıkta ve el değmeme husûsunda sedefinde) saklanmış incilerin çok benzerleridir!
24﴿ Sürekli yapar oldukları (sâlih amellere ve güzel) şeylere tam bir karşılık verilerek (cennet ehli bu nîmetlere mazhar kılınacaktır)!
25﴿ Onlar orada boş bir söz işitmeyeceklerdir. Ve günah (yapma ve) yaptırma(larına sebep olacak bir iş de onlardan sâdır) olmayacaktır. (Zîrâ cenette günah nâmına bir şey olmadığından dünyâdaki gibi günaha düşme derdi çekmeyeceklerdir.)
26﴿ (Cennet ehli orada) ancak bir sözü (işiteceklerdir) ki; (bütün ayıplamalardan ve kınamalardan) selâmet (içeren sözler)i (ve esenlik duâsı içeren) selâm (lafızlarıyla dolu kelâmlar)ı.
27﴿ Bir de o (defterlerini sağ ellerinden alacak olan) sağın ashâbı (var ya); ne acâyip (güzel) bir şeydir o yemîn ashâbı(nın sonsuz saâdeti, biliyor musunuz)?!
28﴿ (Onlar Allâh tarafından) dikeni yolun(up, her bir diken yerine farklı farklı tatlarda ve renklerde meyveler konul)muş çok değerli kiraz ağaçları(nın gölgesi altı)ndadır.
29﴿ Bir de (cennet ehli, meyveleri) aşağıdan yukarı doğru dizilmiş çok kıymetli muz ağaçları(nın gölgesi altı)ndadır(lar).
30﴿ Ayrıca (orada bulunan bir ağacın altında at koşturanın yüz senede bitiremeyeceği kadar) uzatılmış koyu bir gölgededir(ler).
31﴿ Üstelik (her istediklerinde zahmetsiz bir şekilde diledikleri yere) dökülen çok kıymetli sular(ın başın)dadır(lar).
32﴿ Yine (o cennet ehli, cinsleri) ziyâde çok olan türlü türlü meyveler (içerisin)de (nîmetlenecekler)dir.
33﴿ (Mevsimlere göre) kesintiye uğratılmamış ve (herhangi bir şekilde etrâfı kapatılarak ve ücret istenerek) engellenmemiş.
34﴿ Yine (onlar) çok (değerli ve) yüksek tutulmuş (ve gökle yer arası kadar yukarı bir mesâfeye yerleştirilmiş ve istediklerinde yukarı aşağı inip çıkabilen) çok değerli döşekler (üstün)de (hûrilerle eşleşecek)dir(ler).
35﴿ Gerçekten Biz onları (evlendireceğimiz hûrîleri bir anne babadan doğum söz konusu olmaksızın) tam bir yoktan yaratışla îcâd ettik.
36﴿ Böylece Biz onları (kendileriyle ne kadar cimâ edilse de bekâretleri bozulmayan) bâkire (eş)ler yaptık.
37﴿ (Biz hûrîleri) kendileri (eşlerine) âşık olan (cilveli, nazlı ve hepsi otuz üçünde) yaşıt (kadın)lar (olarak yarattık).
38﴿ (İşte Biz bütün bunları) o sağın ashâbı (olup amel defterini sağ elinden alacak kimseler) için (yarattık).
39﴿ (Defterini sağ elinden alacak olanlar) evvelki (ümmet)-lerden büyük bir cemâattir.
40﴿ (Defterleri sağ ellerinden verilecek olanlar âhir zaman nebîsinin ümmeti olan) sonrakilerden de büyük bir topluluktur.
41﴿ Bir de (amel defterlerini sol elinden alacak olan) o solun ashâbı (var ya); ne acâyip (kötü) bir şeydir o şimâlin ashâbı(nın sonsuz felâketi, biliyor musunuz)?! (İşte bu iki fırkanın âhiretteki durumları size bu sûrede okunacaktır.)
42﴿ (Onlar) gözeneklerin içine kadar işleyecek büyük bir ateşin harâreti ve son derece sıcak bir su içindedir(ler).
43﴿ Bir de (defterini sol elinden alanlar) kapkara bir duman gölgesinde (eziyet çekecekler)dir.
44﴿ (Onların içinde bulunduğu gölge) soğuk olmamıştır, hiç fayda verici de olmamıştır. (Bilakis gölgeden beklenen bütün faydalardan boş olup sıcak ve zararlı olacaktır.)
45﴿ (Habîbim!) İşte sana! Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyâda iken) geniş nîmetlere sâhip kılınan kimseler olmuştular.
46﴿ Yine onlar o en büyük günah (olan şirk) üzere de ısrâr eder olmuştular.
47﴿ Üstelik onlar demekteydiler ki: “Biz öldüğümüzde mi, un ufak bir toprak ve birtakım (çürümüş) kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi elbette diriltilmiş kimseler(miş)iz?!
48﴿ Evvelki babalarımız (ve atalarımız) da mı (diriltilecekmiş)?!”
49﴿ (Habîbim!) De ki: “(Değil siz ve atalarınız) şüphesiz ilk öncekiler ve en sonrakiler(e varıncaya kadar herkes).
50﴿ Elbette (bütün insanlar diriltilmelerinden sonra sâdece Allâh tarafından) bilinmiş olan büyük bir günün muayyen vaktinde (bir araya getirilerek mahşerde) cem edilmiş kimselerdir.”
سُورَةُ الْوَاقِعَةِ
الجزء ٢٧
٥٣٤
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ﴿١٧
بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿١٨
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ﴿١٩
وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ﴿٢٠
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ﴿٢١
وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ﴿٢٢
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ﴿٢٣
جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٢٤
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ ﴿٢٥
اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ﴿٢٦
وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ﴿٢٧
ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ﴿٢٨
وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ﴿٢٩
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ﴿٣٠
وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ ﴿٣١
وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ﴿٣٢
لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ﴿٣٣
وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ﴿٣٤
اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ﴿٣٥
فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ﴿٣٦
عُرُبًا اَتْرَابًاۙ ﴿٣٧
لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ﴿٣٨
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٣٩
وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿٤٠
وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ﴿٤١
ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ﴿٤٢
وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ﴿٤٣
لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ﴿٤٤
اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ﴿٤٥
وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٤٦
وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ﴿٤٧
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ﴿٤٨
قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٤٩
لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ﴿٥٠
Vâkıa Sûresi
534
Cuz 27
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ﴿١٧
17﴿ (Gençlikleri ve güzel hâlleri hiç bozulmamak üzere cennette yaratılmış ve) ebedî (hayâta mazhar) kılınmış birtakım çocuklar (hizmet için) onların etrâfında sürekli dönüp dolaşacaktır. İmâm-ı Nesefî’nin nakli vechile; bu âyet-i kerîmede geçen: “Vildân” tâbiri; dünyâ ehlinden olmayıp, dünyâdaki çocukların şeklinde cennette sâdece hizmet için yaratılmış ve cinsel mânâda kendilerinden istifâde söz konusu olmayacak birtakım çocuklardır ki, bu âyet-i kerîmede onların hiç yaşlanmayacak oldukları bildirilmiştir. Hûrîler ise hem hizmet, hem cinsî istifâde için yaratılmıştır. (‘Ömer en-Nesefî, et-Teysîr, 14/240)
بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿١٨
18﴿ (O hizmetçiler) şarap pınarından (doldurulmuş) birçok sapsız kaplarla, ibrikler ve nice kâselerle (cennet ehlinin etrâfında dönüp duracaktır).
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ﴿١٩
19﴿ (Cennet ehli şarap içtikleri zaman) ondan dolayı (dünyâda sarhoş olanların ayılırken çektikleri ağrı gibi) baş ağrısına tutulmayacaklar, zâten sarhoş (da) olmayacaklardır.
وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ﴿٢٠
20﴿ (O hizmetçiler cennet ehlinin hayran kalıp) seçip beğendikleri türlü türlü meyvelerle (onların etrâfında pervâne olacaklar).
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ﴿٢١
21﴿ Bir de canlarının çekecek olduğu çok lezetli kuş etleriyle (onlara ikramda bulunacaklardır).
وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ﴿٢٢
22﴿ (Göz bebekleri çok siyah, etrâfı da çok beyaz olan) iri gözlü, (beyaz tenli) çok değerli hûrîler de (etraflarında dönüp dolaşacak).
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ﴿٢٣
23﴿ (O Hûrîler beyazlıkta, berraklıkta, parlaklıkta ve el değmeme husûsunda sedefinde) saklanmış incilerin çok benzerleridir!
جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٢٤
24﴿ Sürekli yapar oldukları (sâlih amellere ve güzel) şeylere tam bir karşılık verilerek (cennet ehli bu nîmetlere mazhar kılınacaktır)!
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ ﴿٢٥
25﴿ Onlar orada boş bir söz işitmeyeceklerdir. Ve günah (yapma ve) yaptırma(larına sebep olacak bir iş de onlardan sâdır) olmayacaktır. (Zîrâ cenette günah nâmına bir şey olmadığından dünyâdaki gibi günaha düşme derdi çekmeyeceklerdir.)
اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ﴿٢٦
26﴿ (Cennet ehli orada) ancak bir sözü (işiteceklerdir) ki; (bütün ayıplamalardan ve kınamalardan) selâmet (içeren sözler)i (ve esenlik duâsı içeren) selâm (lafızlarıyla dolu kelâmlar)ı.
وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ﴿٢٧
27﴿ Bir de o (defterlerini sağ ellerinden alacak olan) sağın ashâbı (var ya); ne acâyip (güzel) bir şeydir o yemîn ashâbı(nın sonsuz saâdeti, biliyor musunuz)?!
ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ﴿٢٨
28﴿ (Onlar Allâh tarafından) dikeni yolun(up, her bir diken yerine farklı farklı tatlarda ve renklerde meyveler konul)muş çok değerli kiraz ağaçları(nın gölgesi altı)ndadır.
وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ﴿٢٩
29﴿ Bir de (cennet ehli, meyveleri) aşağıdan yukarı doğru dizilmiş çok kıymetli muz ağaçları(nın gölgesi altı)ndadır(lar).
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ﴿٣٠
30﴿ Ayrıca (orada bulunan bir ağacın altında at koşturanın yüz senede bitiremeyeceği kadar) uzatılmış koyu bir gölgededir(ler).
وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ ﴿٣١
31﴿ Üstelik (her istediklerinde zahmetsiz bir şekilde diledikleri yere) dökülen çok kıymetli sular(ın başın)dadır(lar).
وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ﴿٣٢
32﴿ Yine (o cennet ehli, cinsleri) ziyâde çok olan türlü türlü meyveler (içerisin)de (nîmetlenecekler)dir.
لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ﴿٣٣
33﴿ (Mevsimlere göre) kesintiye uğratılmamış ve (herhangi bir şekilde etrâfı kapatılarak ve ücret istenerek) engellenmemiş.
وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ﴿٣٤
34﴿ Yine (onlar) çok (değerli ve) yüksek tutulmuş (ve gökle yer arası kadar yukarı bir mesâfeye yerleştirilmiş ve istediklerinde yukarı aşağı inip çıkabilen) çok değerli döşekler (üstün)de (hûrilerle eşleşecek)dir(ler).
اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ﴿٣٥
35﴿ Gerçekten Biz onları (evlendireceğimiz hûrîleri bir anne babadan doğum söz konusu olmaksızın) tam bir yoktan yaratışla îcâd ettik.
فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ﴿٣٦
36﴿ Böylece Biz onları (kendileriyle ne kadar cimâ edilse de bekâretleri bozulmayan) bâkire (eş)ler yaptık.
عُرُبًا اَتْرَابًاۙ ﴿٣٧
37﴿ (Biz hûrîleri) kendileri (eşlerine) âşık olan (cilveli, nazlı ve hepsi otuz üçünde) yaşıt (kadın)lar (olarak yarattık).
لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ﴿٣٨
38﴿ (İşte Biz bütün bunları) o sağın ashâbı (olup amel defterini sağ elinden alacak kimseler) için (yarattık).
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٣٩
39﴿ (Defterini sağ elinden alacak olanlar) evvelki (ümmet)-lerden büyük bir cemâattir.
وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿٤٠
40﴿ (Defterleri sağ ellerinden verilecek olanlar âhir zaman nebîsinin ümmeti olan) sonrakilerden de büyük bir topluluktur.
وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ﴿٤١
41﴿ Bir de (amel defterlerini sol elinden alacak olan) o solun ashâbı (var ya); ne acâyip (kötü) bir şeydir o şimâlin ashâbı(nın sonsuz felâketi, biliyor musunuz)?! (İşte bu iki fırkanın âhiretteki durumları size bu sûrede okunacaktır.)
ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ﴿٤٢
42﴿ (Onlar) gözeneklerin içine kadar işleyecek büyük bir ateşin harâreti ve son derece sıcak bir su içindedir(ler).
وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ﴿٤٣
43﴿ Bir de (defterini sol elinden alanlar) kapkara bir duman gölgesinde (eziyet çekecekler)dir.
لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ﴿٤٤
44﴿ (Onların içinde bulunduğu gölge) soğuk olmamıştır, hiç fayda verici de olmamıştır. (Bilakis gölgeden beklenen bütün faydalardan boş olup sıcak ve zararlı olacaktır.)
اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ﴿٤٥
45﴿ (Habîbim!) İşte sana! Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyâda iken) geniş nîmetlere sâhip kılınan kimseler olmuştular.
وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٤٦
46﴿ Yine onlar o en büyük günah (olan şirk) üzere de ısrâr eder olmuştular.
وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ﴿٤٧
47﴿ Üstelik onlar demekteydiler ki: “Biz öldüğümüzde mi, un ufak bir toprak ve birtakım (çürümüş) kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi elbette diriltilmiş kimseler(miş)iz?!
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ﴿٤٨
48﴿ Evvelki babalarımız (ve atalarımız) da mı (diriltilecekmiş)?!”
قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٤٩
49﴿ (Habîbim!) De ki: “(Değil siz ve atalarınız) şüphesiz ilk öncekiler ve en sonrakiler(e varıncaya kadar herkes).
لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ﴿٥٠
50﴿ Elbette (bütün insanlar diriltilmelerinden sonra sâdece Allâh tarafından) bilinmiş olan büyük bir günün muayyen vaktinde (bir araya getirilerek mahşerde) cem edilmiş kimselerdir.”